Avrupa Komisyonu Ekonomiden Sorumlu Üyesi Valdis Dombrovskis ile Bakan Şimşek’le yaptığı görüşmenin ertesi günü bir grup basın mensubu bir araya geldik. Açıkçası, Sanayi Hızlandırıcı Yasa konusunda, özellikle iş dünyasının endişelerini giderecek ferahlatıcı açıklamalar duyduk diyemem.
“Komisyon olarak bizim yaklaşımımız “Made in Europe değil Made With Europe (Avrupa’yla yapıldı)” diyen Latvialı diplomat yasanın son haline Avrupa başkentlerinin karar vereceğini eklemeyi ihmal etmedi. Yani komisyonun bakışını diğer Avrupalı başkentlerin ne kadar benimseyeceği soru işareti.
Artı, Dombrovskis’in açıklamalarından topun yine Türkiye’nin sahasında olduğunu anlıyoruz.
Örneğin, Türk şirketlerinin AB’nin kamu ihalelerine girebilmesi için Türkiye’nin kendi kamu ihale kanununda değişiklik yapmasını bekliyorlar.
Aslına bakarsanız büyük haber. 2003’te yürürlüğe girdikten sonra 200’den fazla değiştirilip, ihaleleri isme özel hale getiren yasanın en azından bazı sektörlerde Avrupa firmalarının adil biçimde rekabet etmesini sağlayacak şekilde değiştirilmesi önemli bir gelişme.
Ancak istisnaları ortadan kaldırmak üzere meclise sunulan yasa taslağının yasalaşırken birden bire pek çok istisna barındırır hale getirilmesi durumunda, kozmetik bir değişikliğin AB’yi tatmin etmeyeceğini hatırda tutmak gerekir. İhtimal bu riske karşı AB Türkiye’nin Dünya Ticaret Örgütü’nün (DTÖ) Kamu Alımları Anlaşması’na taraf olmasını istiyor.
Avrupa ile ticaret deyip geçmeyin. İkili ticaret 217 milyar dolarla geçen sene rekor kırdı. Üstelik dengeli bir ticaret söz konusu. Türkiye’nin ihracatının yüzde 43’ü AB pazarına gidiyor.
Sinan Ülgen’in de vurguladığı gibi, Türk ekonomisi özünde Avrupa ekonomik alanı ile entegre ve ülkenin ulusal refahı bu entegrasyonun derinleşmesine bağlı. Ve bu yüzden de sorunun bir ulusal güvenlik konusu olarak görülmesi gerekiyor.