Babalar günü bu yıl da coşkuyla kutlanmadı!
B

ARZU UZUNALİ

arzuuzunali@gmail.com

İtiraf edelim, Babalar Günü bir Anneler Günü değildir. Çabuk ve silik geçer. O halde belki de Babalar Günü’nde babalarımıza vereceğimiz en güzel hediye onlarla babalık hakkında bir konuşma yapmaktır.

Fotoğraf: Canva

Benim dün babama vereceğim en güzel hediyenin babalık hakkında konuşmamak olacağını düşündüğümden sessiz kaldım. Ancak bugün artık babalar günü değil ve yeniden, hazır konu da sıcakken ‘babalar’ ve ‘babalık’ hakkında biraz konuşabiliriz diye düşünüyorum. 

Hepimiz biliyoruz ki babalar günü anneler günü kadar büyük bir coşkuyla kutlanmıyor. Bunun nedeni tabii ki babalarımızı daha az sevmemiz değil. Ancak bol keseden ve oldukça net verilen anne sevgisinin yanında, biraz mesafeli ve kıt kalan baba sevgisinin karşılığı da aynı mesafeye sahip bir kutlamaya dönüşüyor sanırım. Baba yapmaya çalıştığımız babaların gününü de yapma çabası gibi bir şey…

Çünkü eksisi artısı tartışılır ama ‘anne’ herkesin zihninde, teninde, tüm gerçekliğiyle kanlı canlı varken, ona dokunabiliyor, onu büküp eğebiliyor, onun derin dehlizlerine inebiliyorken, ‘baba’ hala sönük bir his uyandıran, yüzyıllık, silik bir imajdan ibaret. 

‘Ailesinin arkasında dağ gibi dimdik ayakta duran’, ‘ailenin direği’ gibi fallik tanımlamalar, adeta babaların mesafeli, hareket kabiliyeti olmayan, işlevsiz görevlere sahip varlıklar olduğunu doğruluyor. 

Dağ mı dağ! Var mı var!

Tabii bazı babaları tenzih ediyorum. Mesela Sırrı Süreyya’nın vefatının ardından kızının okuduğu mektubu, yaşlı gözlerle dinleyen çoğu evladın yüreğinde hissettiği burukluk, bize o çoğumuz için ulaşılamaz duran ‘baba’ hakkında çok şey söyledi: Duran bir dağdan öte, yeri geldiğinde bir at, bir ağaç kavuğu, yeri geldiğinde bir nehir, bir rüzgar olan, derinden hissedilen bir ‘baba’ mümkün.

İşte babalar günü tam bu mümkünlük üzerine konuşmak için harika bir fırsat. Ve bu yıl gördüğüm kadarıyla sevindirici bir şekilde sosyal medyada da pek çok kişi bu fırsatı iyi değerlendirdi.

Çocuğunu günde bir saat parka götürdüğü için süper baba ilan edilen eş paylaşımlarının ve çocuğunun doğduğu günü sorsan tek seferde şak diye cevap veremeyecek babaların ‘biraz şov’ kutlamalarının dışında birileri ‘babalık’ üzerine konuştu. 

Favorim ise kesinlikle her anneler gününde her kadını anne yapmaya and içmiş mentaliteyi, bütün erkekleri ‘layığıyla’ baba yapan nükteli mesajıyla @skin.keyr‘in paylaşımıydı. 

Skin.keyr / Instagram

@sebuka’nın ‘Daddy issues bir kadın sorunu değil, erkeklerin babalık etmeme sorunu’ paylaşımını da unutmayayım.

Ne konuşacakmışız babalık üzerine?

Şimdi babalar kaşlarını kaldırmış merakla bekliyor: Deyin bakalım ne diyeceksiniz babalığımız hakkında? Hayatımızı verdik, çalıştık, didindik, yine mi yetemedik?

Ben şahsen babalara ‘İyi bir baba şöyledir, böyledir’ demeyeceğim. Biz kadınlara yıllardır ‘İyi anne şudur böyledir’ deniyor ve hiç hoş bir his değil.

Ancak yüzyıllardır birilerinin bize cinsiyet rollerimiz üzerinden çizdiği kurallar içerisinde yaşatmaya çalıştığımız ‘Aile’nin, aslında annenin, babanın ve çocuğun üzerinde nasıl bir yük olduğunu görmeye başlamak -hazır da aile yılıyken- iyi bir fikir olabilir.

Biliyorsunuz -yani umarım biliyorsunuz- kadınlar bir süredir aktif bir şekilde annelik, toplumun onayladığı anne, kadınlık, patriyarkanın üzerlerindeki psikolojik baskısı ve manüplasyonu üzerine ciddi anlamda düşünüyor, düşündüklerini birbirleriyle paylaşıyor ve harekete geçiyor. 

Peki bu değişen ve dönüşen kadınlığın, anneliğin yanında, daha akışkan bir erkeklik ve babalık yaratmak mümkünken dağ gibi sabit durmanın bir gerekliliği var mı?

Üzerine hiç düşünülmemiş bir erkeklik ve bunun muhtemel sonucu olan üzerine hiç düşünülmemiş bir babalık, o direklik görevi ve bu görevde ısrar etme hali aslında herkes için çok yorucu değil mi?

Aile içinde aktif paylaşımcı bir eş, yeri geldiğinde direkliği bırakıp çocuğunun ayağının altındaki bir tabure, ilk aşkını anlattığı arkadaş, hastalandığında aradığı ilk insan olmak, yalandan yere dimdik durmaya çalışmaktan çok daha kolay değil mi?

Sistemin, hem erkeğin kendisini hem de ailedeki yerini neden ‘varlıkla yokluk’ arasında süründürdüğünü, o küçük, yalnız krallığı neden hala ayakta tutmaya çalıştığını biraz düşünebilir miyiz?

Hayat arkadaşınız olan eşinizle, geleceğinizi gördüğünüz çocuğunuzla eşitlendiğiniz, birbirinize kolayca erişebildiğiniz bir aile olmak hayatı herkes için daha kolay hale getirmez mi?

Çünkü kadınlar ve çocuklar ‘babalık’ ve ‘baba yarası’ hakkında konuşmaya başladı. Belki de önümüzdeki babalar gününün aile içinde çok daha büyük bir coşkuyla kutlanmasının yolu da bu sorulara samimi cevaplar vermekten ve bu konuda konuşmaktan geçiyordur.

#Yatırımtavsiyesi.