Yangını uçaktan izleyen bir cumhurbaşkanı, felaket bölgesine onlarca -yoksa yüzlerce mi? – lüks araçtan oluşan konvoyla fetih girişi yapan bir cumhurbaşkanı, yetmezmiş gibi yangınzedelerin üzerine çay paketleri fırlatan bir cumhurbaşkanı…
Diğer yanda -aslında aynı taraftalar- aracından inmeden polise “sen beni nasıl tanımazsın” minvalinde çemkiren, adını bile duymadığım, neyle iştigal eder, temsil adına mecliste ne yapmıştır, ne işe yaramıştır vs. bilmediğim bir muhalefet vekili… Belli ki vekilliği sadece statüsü ve maddi kazançları için istemiş ve elde etmiş olan yüzlercesinden biri…
Anlaşılan o ki bir yerlerde, bir zaman temsil mekanizmasının ayarları bozulmuş. O ayar bozukluğu da bu kişilere adı geçen makamlarda neden bulunduklarını, vatandaşlığın ne anlama geldiğini, yöneten yönetilen ilişkisini unutturmuş. İktidar sarhoşu olmuş çoğu siyasetçi. Nasıl oralara geldiğini unutmuş. Eskide kalmış bağdaş kurulup oturulan yer sofraları. Artık taziyeler bile köşklerde, acılı insanlar ayağa çağrılarak iletiliyor. Karşılarındaki artık konumlarını borçlu oldukları vatandaş değil, tebaa. Tebaa ayağa çağrılır, vatandaşa ise gidilir.