Hüseyin Aykol çok donanımlı bir insandı, yabancı dil bilmenin bir ayrıcalık olduğu zamanlarda çeviriler yapmış. çalışkan, verimli ve bilgiliydi. ilgilendiği konularda genel geçer basmakalıp fikirlerle yetinmez, insanın aklına kolay kolay gelmeyen şeyleri düşünür, fark ederdi. çevirilerin ve gazeteciliğin yanı sıra birçok kitap yazdı. hepsi, özellikle de gazeteciliği çok önemli ama hayatı bundan çok daha fazlası bence. bu özellikleriyle kolayca parlayabilecekken hep kolektif bir çalışmanın parçası olmayı tercih etti. bir insanın, kurulu düzenin içinde, üstelik de solcu sayılmaya devam ederek başarılı, ünlü, artık her neyse olmayı reddetmesinden öğrenilecek çok şey var.
Bir şey daha var. ege’de, salihli’de dünyaya gelmiş bir türk’ün sosyalist fikirleri benimsemesi, sosyalist mücadelede yer alması şaşırtıcı değil. ama tesadüfler sonucunda değil de kendi tercihi olarak özgür basın geleneğinde bu kadar uzun ve istikrarlı bir biçimde yer alması, siyasi kaderini kürt halkının kaderiyle birleştirmesi, “ikinci musa” olması, üzerine düşünülmesi gereken bir olgu; bir kimlikten değil bir politik hareketten söz ettiğimizin güçlü bir kanıtı. şunu da hatırlatmak istiyorum; en azından bildiğimiz kadarıyla, solun dışındaki herhangi bir politik çevreden böyle insanlar çıkmadı ve bu da akılda tutulması gereken bir nokta, bence.