Aykut Gül: Tarım arazilerimiz güçlü bir kurumsal yapıyı gerektiriyor

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Kent tarımı, dikey tarım, topraksız tarım gibi üretim ortamları giderek yaygınlaşsa da tahıllar ve baklagiller başta olmak üze­re stratejik kabul ettiğimiz ürünler, açık ha­va fabrikası olarak nitelendirdiğimiz toprak üzerinde yetişmek zorunda.

Ancak mevcut arazi yapısı, sahip olduğumuz potansiye­li yeterince etkin değerlendirilebilmemizi engelleyebiliyor.

Türkiye’de ortalama bir tarım işletmesi yaklaşık 10 farklı parselden oluşan 59 dekar ortalama büyüklüğe sahip. Küçük, parça­lı ve dağınık arazi yapısı, ölçek ekonomisi­ni sınırlıyor, mekanizasyon etkinliğini dü­şürüyor, maliyetleri artırıyor ve sürdürüle­bilirliği zorlayan bir üretime neden oluyor. Yol ve sulama altyapısına doğrudan erişimi bulunmayan parseller, lojistik maliyetleri artırıyor ve üretim planlamasını güçleşti­riyor.

Bunun sonucunda Türk tarımı, küre­sel rekabette zayıf kalabiliyor. Kırdan kente göç, tarımsal nüfusun yaşlanması ve mülki­yet sorunları nedeniyle yaklaşık 2,5–3 mil­yon hektar arazi atıl durumda. Tarım işlet­mecilerinin ortalama yaşı altmışa dayandı.

Toprak Koruma Kanunu yürürlükte olması­na rağmen tarım arazilerinin amaç dışı kul­lanımı devam ediyor. Sonuçta, gıda güven­cemiz açısından geri dönülemeyecek kayıp­lara yol açıyor. 

Tarım arazilerimiz, nicelik olarak iyi bir potansiyele sahip olmakla birlikte verimli­lik, ölçek, altyapı ve sosyal yapı açısından güçlü bir kurumsal yapıyı gerektiriyor.

Aykut Gül’ün yazısı