Bugün, 90’lardan farklı olarak, terörle sadece güvenlik boyutuyla değil; sosyal, siyasal, diplomatik, kültürel ve ekonomik anlamda da kararlı bir mücadele var. Faili meçhullere, işkenceye tolerans yok. Bölge halkının mağdur olmasına izin verilmiyor, mağduriyetler de hızla gideriliyor.
“AB ne der? STK’lar ne yapar? Medya ne yazar?” gibi popülist kaygılar da yok. Türkiye, 90’ların tersine, insan haklarına riayet ediyor, ifade özgürlüğünü koruyor.
Yine 90’ların tersine, terörün sadece silahlı unsurlarıyla değil; siyasetteki, bürokrasideki, medyadaki unsurlarıyla da hukuk içinde mücadele veriliyor.
90’lı yıllarda, TSK, Emniyet ve yargı içinde hem derin devlet, hem de Fetullahçılar vardı. Terörü bitirmek için değil, terörü büyütmek için çalışan bu unsurlar büyük oranda etkisiz hale getirildiler. Özellikle, PKK’nın kardeş örgütü FETÖ bürokrasiden temizlenerek terörle mücadelede yeni bir sayfa açıldı.
HDP’lilerin tutuklanmasının da DEP milletvekillerinin tutuklanmasına benzer hiç bir yanı yok. Son derece şeffaf biçimde hukuk işletiliyor. HDP kapatılmadı, faaliyetlerini sürdürüyor.
Yaşadığımız süreç, hiç bir boyutuyla 90’lara benzemiyor. En somut delili de şu ki, 90’larda PKK’ya doğru itilen Kürtler, bugün PKK’dan uzaklaşıyor, devlete yakınlaşıyor. AK Parti hükümetleri döneminde yapılan reformlarla ve yatırımlarla hayatın değiştiğini, kardeşliğin güç kazandığını, devletin kabuk değiştirdiğini Kürtler de görüyor.