İlyada Destanı, kadınların erkekler arasındaki iktidar ve onur mücadelelerinin merkezine yerleştirildiğini gösteren bir girişle başlar.
İktidar yalnızca güç kullanarak değil, aynı zamanda hangi seslerin duyulacağını belirleyerek de çalışır. Truva Savaşı’nda otorite karşısında Kassandra’nın sesini duyuramayışı ile günümüzdeki savaşlarda kadınların uğradıkları sistemli tecavüze karşı seslerini duyuramayışları aynı iktidar mantığı. Mevcut düzeni tehdit ettiği için Kassandra’nın sesi deli yaftasıyla susturulur.
Günümüzde savaşlarda tecavüze uğrayan kadınların deneyimleri de benzer bir sessizlikle karşılanır, tanıklıklar bastırılır, görmezden gelinir ya da önemsizleştirilir; çünkü savaşta yaşanan cinsel şiddetin görünür hale gelmesi onur ve özgürlük mücadelesi olarak idealize edilen savaşın kahramanlık anlatısını sarsar. Düzeni tehdit eder. Öte yandan aile ve ahlak kavramlarıyla da bu sessizlik korunur. Kadınlar çoğu zaman utanç, suçlanma ya da dışlanma korkusu nedeniyle yaşadıklarını dile getiremezken aileler de tecavüzü aile onurunun zedelenmesi olarak görür. Böylece bireysel travma ile toplumsal sessizlik birbirini besleyen bir çarka dönüşür.
8 Mart’ta belki de yapılması gereken şey Kassandra’nın hikâyesini yeniden okumak; Kassandra’nın gözleriyle görmek ve gördüklerini tüm gücüyle haykırıp sesini duyurmak.