'Atatürkçülük çoktan öldü, onu Ak Saray'da bir kez daha gömmeye gerek yok'

 

ABD’nin etkili düşünce kuruluşlarından Dış İlişkiler Konseyi’nin Türkiye uzmanı üyelerinden Steven A. Cook, ‘Ak Saray’ hakkında çarpıcı bir makale kaleme aldı. Cook, ‘AKP’nin 12 yıl önce iktidara gelmesinden bu yana Atatürkçülüğü gömerek bir tarihi eser ve fosil kılmak‘ istediğini ancak buna gerek olmadığını yazdı.

Atatürkçülüün 90 yıl içinde yaşanan değişimlerle zaten ‘konu dışı‘ hale geldiğini yazan Cook, Ak Saray’a atıfla ‘Atatürkçülük çoktan öldü, onu bir kez daha gömmeye gerek yok” ifadelerini kullandı.

Cook’un makalesinin çevirisi şöyle:

Çankaya Köşkü ölçülüydü

erdogan aksaray1

Türkiye’nin yeni cumhurbaşkanlığı sarayı hakkında bugüne dek söylenmemiş ne söylenebilir ki? Çok büyük. Şatafatlı. Pahalı. Ankara’nın Çankaya ilçesindeki bir tepede bulunan eski sarayla ilgili sorun neydi, bilmiyorum. Eski konutun içi, cumhuriyetçilikle Osmanlı’nın büyüklüğüne ustaca verilen bir selamın zevkli bir harmanını yansıtıyordu; ölçülüydü. Sanırım, yeni dönemde artık uygun bulunmuyor.

Erdoğan fiilen Türkiye’nin ‘her şeyi’

Yeni binanın boyutu ve gösterişi birçok açıdan mevcut sakinine, yani karizması, korkusuzluğu, kötü niyeti ve siyasi kurnazlığıyla Türkiye’nin en önemli şahsiyeti haline gelen Tayyip Erdoğan’a yakışıyor. O fiilen, cumhurbaşkanı, başbakan, dışişleri bakanı, İstanbul belediye başkanı ve ulusun ahlaki vicdanı.

Atatürkçülüğü ‘fosilleştirmek’ istiyorlar ama…

Bir zamanlar Atatürk’ün özel mülkü olan ormanda yükselen bu yeni-Osmanlı hilkat garibesinin sembolik önemi de burada yatıyor. Yeni saray, AKP’nin 12 yıl önce iktidara gelmesinden bu yana yapmaya çalıştığı şeyin fiziksel bir göstergesi: Atatürkçülüğü gömmek; onu bir tarihi eser, bir fosil kılmak; bu arada da, ülkenin inançlı kesimlerinin ‘Büyük Usta‘ diye andığı yeni, büyük adamı, yani Erdoğan’ı yüceltmek.

Erdoğan Atatürkçülük konusunda haksız değil

AKP Atatürk’e her zaman yapmacık bir saygı gösterdi ama ona hiçbir zaman gerçekten bağlı olmadı. Atatürkçülüğün altı okuna antipati duyarak iktidara geldiler. Erdoğan ve destekçileri altı oka muhalefette haksız da değildi. Bu prensiplere sıkı bir biçimde tutunulması, ya da en azından Atatürkçülüğe inanların bu prensipleri onun ölümünden sonra yorumlayış biçimi, sadece laik değil, aynı zamanda dinsiz ve dindarlığa açık düşmanlık içeren bir siyasi duruş gerektiriyordu.

Etnik şovenizm Kürtleri dışladı

Atatürkçülük aynı zamanda, Kürtleri Türklerin ortasında barındırmayı başaramayan bir etnik şovenizm inşa etti. Dindar Türkler ve büyük Kürt azınlık üzerinde kontrol sağlayabilmek için, Atatüürk’ün inşa ettiği siyasi sitem otoriter olmak zorundaydı. Atatürkçülüğü destekleyenler ve savunanlar bu iddiaya hararetle karşı çıkıp, 1950’lerde düzenlenmeye başlanan çok partili seçimleri, 1970’lerdeki başdöndüren koalisyon hükümetlerini ve hareketli, muhalif basını örnek gösteriyor.

Atatürkçülük hiçbir zaman ‘ortak akıl’ olmadı

Fakat o dönemlerde, Türkiye’de sadece Genelkurmay Başkanlığı’ndan kabul gören dar bir alanda siyaset yapılabiliyordu. Siyaset ne zaman subayların cumhuriyetçi düzene tehdit olarak algıladığı alana girse asker müdahale ediyordu. Türkiye ordusu 1960’la 1997 arasındaki dört darbenin yanı sıra komutanların sistemin içine stratejik bir biçimde yerleştirdiği nüfuz kanalları üzerinden yaptığı sayısız rutin müdahaleyle meşhur.

Ordunun müdahaleleri, Atatürkçülüğün zayıflığını ifşa ediyor. Atatürkçülük, Türklerin kafasında hiçbir zaman bir ‘ortak akıl’ olarak yer etmedi. Bunun bir sonucu olarak her zaman siyasi meydan okumalara açıktı; ordu da her zaman Atatürkçülüğü güç ve zorlama yoluyla ayakta tutmak için her zaman tetikte olmalıydı. Fakat Atatürkçülüğün başarısız olacağı en baştan belliydi. Atatürk’ün reformlarının başlatıldığı 90 yıl öncesinden bu yana, Türkiye toplumu daha karmaşık, farklılaşmış ve Anadolu’nun ötesindeki dünyayla daha bağlantılı hale geldi.

Mimar Sinan yerine Dubai ve Türkmenistan’ın en kötülerini örnek almış!

Kürtler ve dindar Kürtler için olumsuz sonuçlarına rağmen, Atatürçülük belki de Türklerin kendilerini çok büyük bir tehlike altında gördüğü 1’inci Dünya Savaşı sonrası dönemde bir gereklilikti. Şimdiyse ‘konu dışı‘ görünüyor; Erdoğan’ın Mimar Sinan’ı örnek almaktan ziyade Dubai’yle Türkmenistan’ın en kötü unsurlarının bir karışımı olan yeni sarayının böylesine gereksiz olmasının sebebi de bu. Atatürkçülük çoktan öldü, onu bir kez daha gömmeye gerek yok.

Makalenin İngilizce orijinali