Asıl kafama takılan, iktidarın PKK’yla barış sürecini somut hedef ve sonuçları olan ve ciddi bir müzakereden ziyade, kendi içinde bir kutsama aracına dönüştürmüş olması. Süreç, süreç iyi de, nihayetinde ne olacak? Aynı Avrupalıların AB müzakerelerinde bize yaptığı gibi, ”Oturun bak, nasılsa süreç var!” demenin alemi yok. İyi de, bu süreç tamamına erecek mi?
Ayakkabı fetişizmi, deri pantolon fetişizmi gibi ”süreç fetişizmi” de kendi içinde obsesif bir varoluş haline dönüşebiliyor. İktidara yakın yazarların her gün kaleme aldığı ”Yaşasın süreç var!” yazıları da böyle kısır bir mantığın sonucu. Ama gelin biz doğruları yazalım. Bu müzakere süreci, özünde ”PKK silahı bıraksın” diye değil, ”PKK silahı bıraksın ve karşılığında meşru siyasette yer bulsun” diye var. Silahı bırakmanın karşılığında PKK’ya bir yer açma vaadiyle var. Öcalan’ın özgürlüğüne kavuşması da zımni olarak onaylanmış bir durum.
Bütün bunları, iktidarın Selahattin Demirtaş’ı ekarte etmek, HDP’yi yeniden dizayn etmek, Kandil’i devre dışı bırakmak gibi hevesleri kapsamında söylüyorum. Gerçekçi değil. Tribünlere oynamak, milliyetçi seçmene selam çakmak, seçim takvimine göre zamanlama yapmak iyi hoş da, sakın söylediklerine kendiniz inanır hale gelmeyin. Dost tavsiyesi.