Arkadaşlarımızın arkadaşının bakterisi de bizi etkiliyor

MESUDE DEMİR

@mesudedemirr

Nature Dergisi’nde yayınlanan bir araştırmaya göre arkadaşlarımız ve hatta onların arkadaşları, mikrobiyomumuzu etkiliyor. Beraber yenen yemekler ya da yanaktan öpücük gibi sosyal temaslarla bakterilerimizi de birbirimize geçirebiliriz.

Fotoğraf: Pexels

Önce mikrobiyomun ne olduğunu hatırlatalım. İnsan vücudunda, herhangi bir ortamda bulunan ve yaşayan tüm mikroorganizmalara (bakteriler ve diğer mikro canlılar) ‘mikrobiyota‘ deniyor. Bu mikroorganizmaların genetik bilgilerine ise ‘mikrobiyom’.

Mikrobiyotanın içinde bakterilerin yanı sıra mantarlar ve virüsler de var. Deri, ağız, göz, bağırsaklar gibi farklı bölgelere yerleşen bakteriler o bölgenin ‘mikrobiyotasını’ oluşturur. Ancak bağırsak mikrobiyotasının gerçek ve asıl hâkimi bakteriler.

Araştırma Honduras’ın ormanlardaki ücra köylerinde yaşayan yaklaşık 2 bin kişiyle yapıldı. Orada, etkileşimlerin çoğunlukla yüz yüze olduğu ve insanların işlenmiş gıdalara ve mikrobiyom bileşimini değiştirebilen antibiyotiklere asgari düzeyde maruz kaldığı 18 izole köyde yaşayan insanların sosyal ilişkilerini haritaladılar ve mikrobiyomlarını ABD’de analiz ettiler.

Görüldü ki sosyal temas sadece insanları değil, mikrobiyomlarını da bir araya getiriyor. İnsanlar ne kadar çok etkileşime girerse, bağırsak mikroorganizmalarının yapısı da o kadar benziyor. Aynı evde yaşamayanlarda bile…

Araştırmacılar, eşler ve aynı evde yaşayan bireylerin bağırsaklarındaki mikrobiyal suşların yüzde 13,9’u kadarını paylaştıklarını gördü. Aynı çatı altında yaşamayan ancak birlikte zaman geçirenlerde bile bakterilerinin yüzde 10’u aynı.

Aynı köyde yaşayan ancak birlikte zaman geçirme eğiliminde olmayanlarda bu oran yüzde 4 olarak saptandı. Arkadaşların arkadaşları, şans eseri beklenenden daha fazla suşu paylaşıyor.

Depresyon bulaşmış olabilir mi?

Özetle, insanların bağırsağındaki mikrobiyomlar yalnızca sosyal temas ettiklerinden değil, onların sosyal temasta olduklarından da etkileniyor. Yediklerimiz ve çevresel faktörlerle birlikte sosyal hayatımızda edindiğimiz mikrobiyomlar, bakteri kompozisyonumuzu etkiliyor.

Bulgu başka araştırmaların kapılarını açıyor. Çünkü beraber yaşadığımız mikrobiyomların depresyondan kansere kadar farklı etkileri olabileceği düşünülüyor ve araştırılıyor. Depresyon bize arkadaşımızın, arkadaşından bulaşmış olabilir mi? Elbette bunu söylemek için çok erken. Ancak ilgili araştırmalar yürüyor.

Sosyal etkileşim, bakteri çeşitliliğini artabilir 

Nitekim araştırmacılar bulgulara dayanarak, sosyal izolasyonu asla önermiyor. Aksine sosyal etkileşimin, sağlıklı mikrobiyomların yayılmasını da sağlayabileceğini söylüyor.

Yaklaşık 25 senedir ABD’de çalışan mikrobiyolog Ali Rıza Akın, Kronik yayınevinden çıkan Bakterin Kadar Yaşa adlı kitabının tanıtımı için geçtiğimiz günlerde İstanbul’daydı.

‘Bakteriler İsviçre çakısı gibi’

Bir yandan da kurucusu olduğu ve merkezi Kaliforniya Silikon Vadisinde bulunan Next Microbiome firmasında bilimsel danışmanlık görevini sürdüren Akın, bakterilere hayran: “Dünyaya trilyonlarca mikroskobik canlıyla geliyoruz ve tüm hayatımızı bu mikroskobik arkadaşlarımızla geçiriyoruz. Bir insan hücresi sadece birkaç işlem yapabilirken bakteriler İsviçre çakısı gibi, onlarca görev yapıyor.”

İçimizde yaşayan bakteriler, mikrobiyotamız belki de varoluşumuzun isimsiz kahramanları. Üstelik kendi hücrelerimizden çok daha fazla sayıda olan bu mikroskobik savaşçılar, yaşam yolculuğumuzda sadece birer eşlikçi değiller. Bağışıklık sistemimizin koruyucuları, metabolizmamızın şefleri, duygularımızın mimarları… Bağırsaklarımızın derinliklerinden beynimizin en uzak noktalarına kadar, sıradan olandan en derinine sağlığımızın her yönünü etkileyen karmaşık bir etkileşim içinde bu mikroskobik arkadaşlarımız. Çeşitli metabolik faaliyetleri aracılığıyla, vücudumuzu besleyen ve bizi zararlardan koruyan vitaminler, enzimler ve kısa zincirli yağ asitleri dâhil olmak üzere çok sayıda faydalı bileşik üretiyorlar.

Akın, “Bünyemizde barındırdığımız bakterileri ne kadar çok çeşitli tutarsak, bir o kadar işimizi de onlara yaptırabiliyoruz. Bu yüzden ben onlara, ‘Tanrının görünmez orduları’ diyorum” diye ekliyor.

‘Ben insan mıyım, yoksa bakteri mi?’

Sadece biz insanların değil; tüm çok hücreli canlıların hayatını sağlıklı, düzenli, huzurlu bir ritme getiriyorlar. İyi bakteriler, bitkilerin yaşaması için gereken besinlerin oluşumunda, fotosentez döngüsünde, arıların sağlıklı bal üretiminde de rol oynuyor. İnsanın sağlıklı yaşaması için gereken metabolitlerin üretiminde başrolde yine bakteriler yer alıyor. Savunma sistemimizin bekçiliğini yaparken vücudumuzun içine giren mikrop, virüs ve mantar gibi yabancı mikroorganizmaları tanıyarak onlarla savaşıyor. Akın, şu ilginç bilgiyi de paylaştı: “Bakteriler birbiriyle konuşuyor. 25 yılı aşkın süredir insan vücudunda yaşayan bakterileri dinleyip her birinin farklı bir görevi olduğunu tespit etmiş biri olarak, mucizevi varlıklar olduğunu söyleyebilirim.”

Yetmiş kilo gram ağırlığındaki bir insanın yaklaşık iki kilogramı bakterilerden oluşuyor. Bu bakterilerin yaklaşık yüzde 90’ı ise bağırsaklarımıza yerleşmiş. Dört buçuk milyar yaşında bir gezegenin üzerinde yaşıyoruz ve bakteriler en az üç buçuk milyar yıldır dünya üzerindeki varlıklarını sürdürüyor.

İnsanda otuz trilyona yakın hücre bulunduğunu belirten Akın, “Her bir laboratuvar çalışmasında, bakterileri ve kapladıkları alanı inceledikçe, ‘Acaba ben bir insan mıyım, yoksa bir bakteri mi?’ diye sormadan edemiyorum” dedi.

‘Yeni yüzyıl yapay zekâ gibi bakterilerin de olacak’

Akın’ın verdiği bilgiye göre, dünyanın dört bir yanındaki laboratuvarlarda, bilim insanları toprak altından, okyanusun derinliklerinden, hatta yüzyıllardır el değmemiş kabilelerden toplanan örneklerde kayıp hazineleri (bakteriler) arıyor. Yok olmaya yüz tutmuş, hatta unutulmuş bakteriler tek tek yeniden keşfediliyor, sırları çözülüyor ve insanlığın hizmetine sunuluyor. Akın kendisinin de bu mücadelenin bir parçası olduğunu belirterek, “Kansere karşı savaşan, böbrek taşlarını yok eden, kolesterolü dengeleyen, hatta mutluluk hormonlarının üretimini destekleyen yüzlerce bakteriyi yeniden hayata döndürüyoruz” dedi.

Akın, yeni yüzyılın yapay zekâ ve teknolojinin yanı sıra bakterilerin de yüzyılı olacağını düşünüyor.

Aşık olanların mikrobiyotası da değişiyor

Akının bakterilerle ilgili paylaştığı bazı ilginç bilgiler şöyle:

*Aynı evde yaşayan çiftlerin mikrobiyotası kardeşlerine göre daha çok benzerlik gösteriyor. Çünkü yakın fiziksel temas ve paylaşılan ortam mikrobiyotanın şekillenmesinde rol oynuyor. Bir araştırma, aşık olan bireylerin bağırsak mikrobiyotasında değişiklikler yaşadığını, olumlu duygular ile faydalı bakterilerde artış olduğunu ortaya koydu. Bana göre aşk ve mikrobiyota arasındaki karmaşık dans, duygularımızla biyolojimiz arasındaki bağlantının bir kanıtı. Aşk aynı zamanda içimizdeki görünmez dünyayı da şekillendiriyor. Bağırsak mikrobiyotası da ilişkiler içindeki duygusal deneyim ve davranışlarımızda rol oynuyor.

Yoksa seçen mikrobiyotamız mı?

*Bağırsak mikrobiyotasının duygular ve ikili ilişkilerimiz üzerinde rolü var. Mikrobiyota sadece aşka tepki vermekle kalmadığı gibi, aynı zamanda romantik ilişkiler içindeki deneyim ve davranışlarımızı da etkileyebiliyor. Nitekim hayvanlar üzerinde yapılan son çalışmalar, bağırsak bakterilerinin eş seçim tercihlerini etkileyebileceğini gösterdi. Yaptığımız çalışmalarda Drosophila melanogaster (meyve sineklerinin) bağırsak mikrobiyotasındaki değişimlerin eş seçimlerini etkilediğini gördük. Farklı mikrobiyota bileşimlerine sahip sinekler, potansiyel eşlere karşı değişen tercihler gösterebiliyordu. Fareler üzerinde yapılan araştırmalarda da bağırsak bakterilerinin sosyal davranışı ve eş seçimini etkileyebileceğini saptadık. Sözünü ettiğim etkileşim direkt değil, dolaylı. Şöyle ki bağırsak mikrobiyotasının ruh hâlinin düzenlemesinde rol oynayan serotonin üretme yeteneğine sahip olduğunu artık hepimiz biliyoruz. Bu üretim aşamasındaki her olumlu ya da olumsuz tablo da duygusal tepkilerimizi etkiliyor. Sağlıklı bir mikrobiyota daha fazla duygusal esnekliğe ve istikrara katkıda bulunuyor.

Mutluluğun yolu bağırsaklardan mı geçiyor?

*Sanal bir organ olarak kabul edilen mikrobiyota; işlevleri, genetik yapısı, metabolizmasıyla birçok organdan daha büyük. Bakterilerin yüzde 90’ı, bağışıklık hücrelerinin de yüzde 80’i bağırsaklarımızda bulunuyor. Biz besinleri tüketirken bakteriler de yediğimiz besinlerden metabolitler üretiyor. Bu metabolitler, mikrop ve hastalıklara karşı bizi koruyan savunma hücrelerini uyarıyor. Mikrobiyotamız sağlıklıysa, mutluluk hormonu salgılıyor. Ancak mikrobiyotamız bozulmuş veya hasar görmüşse yeterli mutluluk hormonu, yani serotonin üretmiyor. Dolayısıyla depresyon, anksiyete, uykusuzluk, kaygı gibi sorunların yaşanmasında da mikrobiyotanın rolü bulunuyor. Mutlu ve sağlıklı olmak için iyi huylu bakteri çeşitliliği, yani iyi bir mikrobiyotaya ihtiyacımız var. Yapılan bazı araştırmalara göre, güzel bir uyku ve moral seviyesine ulaşmanın yolu da mikrobiyotadan geçiyor.

Kanserle ilişkisi çalışılıyor

*Bağışıklık sistemimizi eğitir, dostu düşmandan ayırt etmesine yardımcı olur ve kronik inflamasyonu uzak tutarak iltihaplı yanıtımızı düzenlerler. Gelişen araştırmalar, bağırsak mikrobiyotasıyla kanser arasında büyüleyici bir bağlantı olduğunu söylüyor. Mikrobiyotamızdaki dengesizliklerin kanserin başlamasına ve dahası ilerlemesine neden olabiliyor. Özellikle son yıllardaki çalışmalar belirli bazı özel bakteri türlerinin tümör büyümesini engelleyebileceğini, kemoterapi ve immünoterapinin etkinliğini artırabileceğini ve hatta kanserin tekrarını önleyebileceğini ortaya koydu. Bu alandaki çalışmalar sürüyor.

İyi bakteriler sağlıklı ömrün anahtarlarından

*Bakterilerin yaşam kalitemizi artırmada da çok önemli görevleri var. Nitekim çalışmalar çeşitli ve sağlıklı bir bağırsak mikrobiyotasına sahip bireylerin kalp hastalığı, diyabet ve Alzheimer gibi kronik hastalık riskinin azaldığını; bu kişilerin daha uzun ve sağlıklı ömür sürdürme eğiliminde olduğunu gösterdi. Görünüşe göre bu bakteriler, sağlıklı bir yaşamın sırlarını açığa çıkararak uzun ömürlülüğün anahtarını da ellerinde tutuyor. Mikrobiyota sadece bizim bir parçamız değil, biz mikrobiyota evreninin bir parçasıyız. Ve bu hayati ekosistemi anlayıp besleyerek, sağlık, uzun ömür ve mutluluğun sırlarını açabiliriz.

Bağırsaklarımız beyin sağlığımızı etkiliyor olabilir

*Çift yönlü bir iletişim yolu olan bağırsak-beyin ekseni, bağırsak bakterilerimizle ruh sağlığımız arasında derin bir bağlantı olduğunu ortaya çıkardı. Bağırsak mikrobiyotasındaki dengesizlikler depresyon, anksiyete gibi çok çeşitli rahatsızlıklar ve hatta otizmle de ilişkilendirildi. Ancak burada da umut var. Bazı araştırmalar probiyotiklerin, yani sağlık yararları sağlayan bakterilerin ruh hâlini iyileştirebileceğini, kaygıyı azaltabileceğini ve bilişsel işlevleri geliştirebileceğini gösteriyor. Bu karmaşık ilişkiyi anlayarak zihinsel sağlığımızı ve refahımızı iyileştirmek için de mikrobiyotanın gücünden yararlanabiliriz.

Saksıda çiçek yetiştirmenin faydası var

*Doğadan koptukça kendimizden kopuyoruz. Evlerimizde saksı bitkileri ve çiçek yetiştirmek bile hayati önemde. Ev bitkilerinin toprağındaki bakterilerle temas etmek bile mikrobiyotamıza olumlu etkiler sağlıyor. Şayet işyerinizin, evinizin veya yaşadığınız bölgenin yakınında bahçe veya ormanlık alan varsa mutlaka günde en az yirmi beş dakika yürüyüş yapın. Bu sayede ağaçların altında orman banyosu yapmış, bakterilerle temas etmiş olursunuz. Ağaçların dal ve yapraklarında yaşayan bakteriler gezilerde üstümüze yağıyor. Savunma sistemimize katkı sunuyor. Özellikle cilt mikrobiyotamız açısından oldukça yararlı etkiler sağlıyorlar.

Patojen (kötü) bakteriler hasta ediyor

*Bütün bakteriler faydalı değil elbette. Zararlı yani patojenleri de unutmamak lazım. Zararlı bakterileri, ‘başka organizmalara bağımlı yaşayan ve üzerinde yaşadığı canlıya zarar veren organizmalar’ olarak tanımlayabiliriz. Patojen bakteriler insanlarda ölüm ve hastalıklara yol açarken, tetanos, tifo, tifüs, difteri, frengi, kolera, besin kaynaklı hastalıklarla cüzzam ve vereme neden olur. Dahası, bakteriyel hastalıklar sadece insan ve hayvanlarda değil, tarımda da önemli bir sorun ve verim kayıplarına neden olur. Zararlı bakteriler bitkilerde yaprak beneği, ateş yanıklığı ve solmaya; çiftlik hayvanlarında da paratüberküloz, mastit, salmonella ve şarbona yol açar.

Bol lifli, yeşillikli beslenmeyle iyi bakteri kazanılabilir

*İyi huylu bakterileri işimize yarar şekilde kullanabilmemizin en pratik yolunun bol lifli, bol yeşillikli beslenmekten geçiyor. Yararlı bakteriler bizi hayata bağlayıp hastalıklara karşı bariyer görevi üstleniyor. Doğru beslendiğimizde ise neredeyse tamamen bakterilerin meydana getirdiği ve vücudumuz için en önemli yapı olan mikrobiyota ortaya çıkıyor. Herkese Ege otlarıyla, Akdeniz diyeti ile beslenmeyi öneriyorum.

Mavi Bölge’de yaşayanlar bakteri zengini

*Dünyada en uzun yaşayan insanların bulunduğu beş bölge bulunuyor. Bunlara Blue Zone (Mavi Bölgeler) deniyor. Biri Japonya’daki Okinawa Adası. İlginçtir ki adada yaşayanların mikrobiyotasında yüksek oranda akkermansia muciniphila bakterisi var. Mavi Bölgeler arasında yer alan diğer lokasyonlar ise Sardunya’nın Barbagia bölgesi, İkarya, Yunanistan, Nicoya Yarımadası, Kosta Rika, Loma Linda ve Kaliforniya. Buralarda yapılan çalışmalarda da yerli halkın mikrobiyotasındaki bakteriyel çeşitlilik dikkat çekici düzeyde yoğun.

Yanlış antibiyotik kullanımı ‘haşat’ ediyor

*Aşırı ve düzensiz kullanılan antibiyotikler mikrobiyotayı ‘haşat’ ediyor. Antibiyotik kullandığınızda elbette tüm bakterileriniz ölmüyor. Ancak iyi huylu birçok bakteri ölüyor. Bu nedenle kişiye ve hastalığa özel antibiyotiklerin devreye girmesi gerekiyor. Nasıl ki bazı hastalıklarda akıllı ilaçlar var, akıllı antibiyotiklerin de üretilmesi gerektiğine inanıyorum.

İlaçlara dirençli süper bakteriler 2050’ye kadar 39 milyon insanı öldürebilir

Siz mikrobiyotanıza iyi bakın, o da size bakar