Almanya’daki erken genel seçimlerde ilk sıraya yerleşen Hristiyan Birlik partilerinin (CDU/CSU) başbakan adayı Friedrich Merz, ülkenin ekonomik ve siyasi krizlerle karşı karşıya olduğu bir dönemde yönetimin başına geçmeye hazırlanıyor.

Bugünkü erken genel seçimde ilk sandık çıkış anketine göre CDU/CSU yüzde 29 oy oranıyla birinci oldu. Aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) Partisi ise bir önceki seçimlere göre oylarını 9,1 puan artırarak yüzde 19,5 ile ikinci sırada yer aldı.
Seçimdeki adaylar arasında en yaşlısı olan 69 yaşındaki Merz, uzun yıllardır siyasette olmasına rağmen başbakanlık, bakanlık ya da belediye başkanlığı gibi bir görev yapmadı.
1955’te Kuzey-Ren Vestfalya eyaletinde doğan Merz, hukuk eğitimi aldıktan sonra yargıç ve avukat olarak çalıştı.
Ardından siyasete atılarak 1989-1994 arasında Avrupa Parlamentosu’nda, 1994-2009 döneminde de Federal Meclis’te milletvekilliği yaptı.
CDU/CSU kariyeri
2000-2002’de CDU/CSU Federal Meclis Grubu Başkanlığı’nı yürüttü. Dönemin CDU Genel Başkanı Angela Merkel’in bu görevi de üstlenmek istemesinin ardından grup başkanlığından ayrılmak zorunda kaldı. Bu dönemden sonra Merkel ve Merz birbirine karşı derin hoşnutsuzluk duydu.
Milletvekilliğini 2009’da bırakmasından sonra siyasi sahneden kayboldu. Çeşitli şirketler için çalıştı, avukatlık ve lobicilik yaptı.
Daha sonra siyasete dönmeye karar verdi. 2018 ve 2019’da CDU genel başkanlığı için aday olmasına rağmen delegelenlerden destek alamayınca iki seçimi de kaybetti.
Eylül 2021’deki genel seçimlerde yeniden milletvekili oldu. Ocak 2022’de üçüncü kez girdiği yarışta CDU Genel Başkanı seçildi.
‘Merkel’in muhalifi’
Eski Başbakan Angela Merkel’e karşı parti içi muhalefetin başını çeken Merz, Merkel’in göç konusunda ve Covid-19 salgınında izlediği politikaların CDU seçmeninin bir bölümünü, aşırı sağcı AfD’ye ittiğini savundu.
‘Merkel’in muhalifi’ olarak anıldı ve Merkel’in sosyal liberal politikalarıyla CDU’nun sola kaydığını iddia etti.
Partinin başına geçtikten sonra CDU’nun Bavyera’daki kardeş partisi Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) Partisi Genel Başkanı Markus Söder ile anlaşarak CDU/CSU’nun başbakan adayı olarak gösterildi.
Seçim kampanyasında öncelikle ekonomi konularına ağırlık vererek puan kazanmayı isteyen Merz, son olarak göç politikasına öncelik vermeye başladı.
Merz’in özellikle kadın ve genç seçmenler arasında popülaritesinin düşük olduğu söyleniyor. Ayrıca seçimlere doğru son haftalarda CDU/CSU’nun göç politikalarının sıkılaştırılması için verdiği önergenin, AfD sayesinde meclisten geçirilmesi nedeniyle sert eleştirilerle karşılaştı.
Zorlu koalisyon görüşmelerine liderlik edecek
Seçimlerden galip çıkan Merz, daha önce hiçbir devlet kademesinde görev almamış olmasına rağmen ülkede son yıllardaki ekonomik ve siyasi krizin yanısıra Avrupa’nın da ABD’nin yeni yönetimiyle arasının gergin olduğu bir dönemde Almanya’nın başına geçmeye hazırlanıyor.
Merz’in başbakanlık görevine başlayabilmesi için uzun sürmesi beklenen zorlu koalisyon görüşmelerinde diğer partileri ikna etmesi gerekecek.
Partisinin bu ayki kongresinde AfD’yle asla işbirliği yapmayacağını, hatta partiyi ‘olabildiğince’ etkisizleştireceğini söylemişti.
Merz sonuçların ardından ilk açıklamasında da AfD’ye dair bu tavrını şu sözlerle yineledi:
“AfD ile bir koalisyonun söz konusu olmadığını hep söyledim. Çok temel görüş ayrılıklarımız var. Bizim istediğimizin tam tersini istiyorlar. İşte bu yüzden işbirliği olmayacak.
Hükümetin nasıl kurulacağını henüz bilmiyoruz. İki değil sadece bir koalisyon ortağımız olmasını istediğim bir sır değil. Akşam sonuçlar kesinleştiğinde belli olacak.”
‘Ukrayna’ya güçlü destek’
Merz, Ukrayna’nın ‘toprak bütünlüğüne’ açıkça destek veriyor. Başta uzun menzilli Taurus füzelerinin sevkiyatları dahil olmak üzere Kiev’e askeri ve mali yardımın güçlü bir şekilde sürmesi gerektiğini savunuyor.
Ukrayna-Rusya Savaşı’nın sona ermesi içinse ‘ABD etkisinden bağımsız, Avrupa liderliğinde bir barış planı’ fikrini destekliyor.
14-16 Şubat’ta düzenlenen 61’inci Münih Güvenlik Konferansı’ndaki konuşmasında Merz, Ukrayna ve Avrupa ülkelerinin savaşla ilgili her türlü görüşmeye dahil edilmesi gerektiğini söylemişti. ABD ve Rusya’nın Ukrayna ve Avrupa olmadan masaya oturmasının ‘kesinlikle kabul edilemez olduğunu’ belirtmişti.
Merz, ABD Başkanı Donald Trump’ın Ukrayna ile ilgili son açıklamalarını ‘şok edici ve Rus söylemlerini yansıtan ifadeler’ olarak nitelendirerek Trump’ın Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’i ‘diktatör’ olarak nitelendirmesini eleştirmişti.