Laiklik hukukun değil, hukuk laikliğin ürünüdür. Laikliğe bakılacak yer ussal, bilimsel, aydınlanmacı toplumsal ilişkilerle birlikte dinler üzerine antropolojik incelemelerdir. Cumhuriyet de aynı ilişkilerin ürünü olarak biçimselliğinden öte “halkın egemenliği ve iktidarı”dır. Ve laiklik cumhuriyetin olmazsa olmaz en temel ilkeleri arasındadır. Yurttaş olarak bireysel, toplumsal, kültürel, siyasal ve ekonomik tüm hak ve özgürlüklerin özü cumhuriyet ve ilkeleriyle meşruluk kazanır, yaşama geçer.
Anayasa, cumhuriyet ve ilkelerinin, tüm hak ve özgürlüklerin, toplum içinde devletin ve hukukun, devlet içinde siyasal iktidarın ve idari düzenlemelerin temel hukuksal meşruluk belgesi ve güvencesidir.
Laiklik olmadan, tüm nitelikleriyle birlikte yaşayan gerçek bir cumhuriyet olmaz, gerçek bir cumhuriyette yaşam olmaz. Esnetilmiş laiklik tanımlamalarıyla, dinsel ılımlaştırma ve uyumlaştırmalarla; dinin sosyalliğiyle, devlete, hukuka ve siyasete girmesiyle de gerçek bir cumhuriyet olmaz. Dinselin girdiği her alan, dinsel davranış kurallarıyla aklın ve bilimin ürünü olan hukukun çatışmasını getirir, bu çatışmadan yapısı gereği dinsellik üste çıkar.
Laiklikten verilen her ödün cumhuriyetin başka temel ilkelerini dinsel davranışlara bağımlı kılar; yurttaşlığı ümmetçiliğe, insan haklarını kul hakkına dönüştürür.