MHP lideri Bahçeli yakın zamana kadar DEM’lilerin (seçmenleri dahil hepsinin) ellerinin değil boğazlarının sıkılmasını savunmuş, dile getirmiş olmasa kimse niye el sıktın diye sormazdı. Yine “barış” sözcüğünü “terör ağzı” olarak tanımlayan biri olmasa “Yurtta sulh, cihanda sulh” şiarını tekrarlıyor denilip geçilebilirdi. Baçheli, CHP lideri Özgür Özel’le de beklenmedik “nezaketli sohbetlere” girince gözlemciler ilk yorumu yaptı: İktidar yeni anayasa yapmak istiyor, oyu yetmiyor, o yüzden muhalif partilerle yumuşak sohbete dayalı bir tarza yöneliyorlar. Bir ilginç son derece ilgi çekici ifade de “elimizi … dümenden ve düzenden uzatmayız” sözüydü. Dümen ve düzen? Neden ihtiyaç duyuldu bu ifadeye? Mesele cumhurbaşkanlığı seçimi ve anayasa değişikliği meselesi değil demişken zaten, bu vurgunun nedeni ne olabilir?
Cevaba geçmeden önce, DEM Parti’ye yazılan adisyona biraz yakından bakmakta yarar var: Bahçeli gayet iyi bilir ki bir tokalaşmayla barış gelmez, tokalaşma daima iyi bir başlangıç olsa bile. Sıkılı yumrukları açıp el sıkışma daima makbul olsa bile “samimiyet” için başka şeyler de gerekir. Zaten bunu bildiği için sıralıyor: “Gelin Türkiye partisi olun, gelin teröre cephe alın.” Tokalaşmasını “eşik” olarak tanımlıyor bir de. DEM’in kapatılmasını, DEM’lilerin hapsedilmesini, maaşlarının kesilmesini filan daha yakın zamanda savunmuş biri için tokalaşma bir “eşik geçme” adımı olarak kavranabilir, ama adımın tamamlanması için bu kadarı yetmez, Bahçeli bunu iyi bilir. Bütün bunlar gerçekten bir tür yeni çözüm sürecinin başlangıcı mı? Eğer öyle ise DEM’lilerin davet edildiği samimiyet testine Bahçeli’nin de girmesi gerekir, daha doğrusu ortağı olduğu iktidar blokunun.
Sözün samimiyetini ölçecek olan eylemdir. Dümen-düzen yokluğunu kanıtlayacak olan da eylemdir. 2002 yazındaki “samimiyet” kendisini anayasa değişikliği-açılımı olarak ortaya koymuştu mesela. DEM Parti’nin meşru ve makbul muhatap olarak görülmesi iyi başlangıç, ama sadece başlangıç. Hemen yanı başında duran bir önemli mesele daha var: Parlamenter düzlemde politika yapan sayısız HDP’li siyasetçi hala hapiste, en ünlüsü Demirtaş ve Yüksekdağ. Hemen beraberinde, 30 yıldır hapiste tutulan ve türlü çeşit dümen-düzenle tahliyeleri engellenen birçok kişi var. Beraberinde hasta mahpuslar var. Cezaevleri tıklım tıklım doluyken, türlü çeşit dümen-düzenle her hafta birçok kişi daha oraya yollanıyor, mesela “terör finansmanı” denilerek, cezaevindeki yoksul mahpuslara para yollayanlara dört-beş yıllık cezalar veriliyor. Üstelik bunların hepsi mevcut yürürlükteki hukuka aykırı biçimde yapılıyor. “Kürt meselesi” ile ilgili görünmüyorsa bile Can Atalay ve Gezi mahkumlarını da eklemek gerekir, çünkü o meselede geliştirilen yöntemlerin aynısıyla hapiste tutuluyor onlar da. Samimiyet varsa “hukuk uygulamaya” başlanır. Bahçeli bu teste girecek mi? Dediklerinde samimiyse, samimiyet testi basit ve açık biçimde ortada duruyor.