Hayır, mesele PKK’nın ne olduğu tartışması değil. Karşımızda silahlı bir örgüt, can alan bir örgüt, terörü, şiddeti yöntem olarak benimsemiş bir örgüt olduğuna şüphe yok…
Mesele insanların düşüncesini açıklamasının suç sayılması, Kürt meselesinde resmi dilin ve simgelerin benimsenmemesi halinde örgüt yanlısı, örgüt propagandasıyla itham edilmenin somut bir durum haline gelmesidir.
Şiddete başvurmadıkça, şiddeti övmedikçe (PKK’yı bir terör örgütü olarak görmemek, siyasi projesiyle tanımlamak dahil olmak üzere) insanların düşüncelerini ifade etmeleri demokratik düzenin olmazsa olmazları arasındadır.
Bu noktayı çoktan aştığımızı düşünürken, bir baro başkanı hakkında, televizyonda yaptığı bir yorumdan hareketle bu istikamette soruşturma açılması, Türkiye’de “siyaset fikri”nin geleceği açısından endişe vericidir.
Bir süre önce Ankara’da yönettiğim bir yuvarlak masa toplantısında, “PKK’nin izlediği yolun yanlışlığını, şiddetin karşılıksız olduğunu, bölgenin yorulduğunu” anlatan adam, Tahir Elçi, şimdi, tam tersi bir iddiayla suçlu sandalyesinde…
Aslında suçlu sandalyesine oturtulan Elçi değil, siyaset ve demokrasidir.