Kılıçdaroğlu’na yapılan suikast girişimini bile, siyasi partiler arasındaki konsensüse işaret ederek, “AK Parti’yle, faşizmle(!) iş birliği yapan bedelini öder” diye karşılayanlar sadece düşük bir ahlak ve zeka seviyesine işaret etmiyorlar. Aynı zamanda derinde yatan bir öfkenin, siyasi sakilliğin, güvenli evlerden hep birlikte dışarı taş atarken üretilmiş sloganların izlerini taşıyorlar. Kendileri dışında kişisel, kurumsal benzerlerini tam temsil ediyorlar.
Sadede gelelim…
Bu hava ülkedeki muhalefet olma halini kaplıyorsa buna ne ad vermek gerekir?
Öneri, fark, umut, alternatif taşımayan itiraz hali, kaba ve karşılıksız muhaliflikten başka ne olabilir?
Ya da siyaseten oyun dışı kalmanın, muhalefeti siyasetten arındırmanın aracı olmaktan başka?
Güneydoğu’daki şiddet patlamasına, Cerablus’a, dış politikaya yönelik tutumlara, iç siyaset analizlerine yakından bakın…
Her biri siyasi fayda peşindedir.
Her biri siyasal tavırların, kimliksel tutumların, çıplak faydanın ilke, kural, değer gibi dillendirilmesine endekslidir.
Sorunların ne özü tartışılır, ne de farklı siyasi fikir ve öneriler dillendirilir.
Kürt sorunu öyledir, Alevi meselesi böyledir, dış politika böyledir.