Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ülke serüveninde ifade ettiği nedir? Onu Türkiye’nin siyasi serüveni içinde nereye oturtmak gerekir?
Evet, serüvenin ve paradoksun bir tarafında otoriterleşme bulunuyor.
Peki diğer tarafı?
Kim ne derse desin, Erdoğan, son 20 yılda ülkede gerçekleşen tarihî bir değişimin ve sosyolojik bir dönüşümün simgesi ve taşıyıcısı olmuş, modernist cumhuriyet modelini ters yüz etmiştir.
Kurucu cumhuriyet modelinin dışladığı, kenarda tuttuğu kesimleri sistemin merkezine taşıyan; kurucu modelin ayrıcalıklı gruplarıyla muhafazakâr, dindar kesimler arasındaki dengeyi sosyolojik bir eşitlenme hamlesiyle kuran; sistemi ve aktörleri buna göre baştan aşağı yenileyen; en önemlisi bu eşitlenme hâlini bir kimlik politikasına dönüştürüp dış politikadan iç politikaya sonuç veren bir özgüven söylemi üretebilen bir siyasetten ve aktörden söz ediyoruz.
Ortada muhafazakar sağ kesimin karizmatik liderlerini, liderle özdeş kılınan siyasi kabarma dalgalarını, Menderes’i, Demirel’i, Özal’ı, Erbakan’ı aşan bir durum var.
Muhafazakâr kesim bu faktörü, her tür sosyal-ekonomik girdinin ve hukuk devleti sorunlarının önünde değerlendirmiştir.
Bunun önemini ise muhalif zihinler her zaman hafifsenmiştir.