Bu ülkede kimi devlet kurumları ve aktörlerinin, kimi akımların, kimi insanların bölünme endişesinden dem vurması boşuna değil. Anlamaya çalışarak bakarsak belki de bölünme endişesi belleğe yer etmiş bir tutunma kavgasının ve karşı karşıya bulunan risklerin ifadesi…
Böyle mi devam edeceğiz?
Eski bir ceketi ters yüz eder gibi, sorunlarımızı ters yüz ederek, onları yönetilir krizler kılarak mı idare edeceğiz?
Tarih her zaman bizim için çağa uyum ve sorunlarımızla didişmeden ibaret bu tutunma çabası mı olacak? Olanı hep geriden takip eden, hep endişe içinde olan, hep kendi sorunlarına gömülü bir toplum olarak mı kalacağız? Yoksa tüm kalıcı sorunları, devletten topluma uzanan cemaatimsi hastalıkları geride bırakmayı başarabilecek miyiz?
Toplumun farklı kesimleri, cemaatleri, toplulukları, grupları arasında (ki pek çoğu kültürel nitelikli farklılıklarla oluşmuştur) bağlar, köprüler, geçişler kurmaya soyunacak, “büyük, sivil, eşitlikçi bir medeniyet projesini” inşa edebilecek miyiz?