Avusturya’da aşırı sağın ciddi siyasi gösterileri, Fransa’da inanılmaz ilerleme sergiyelen sağcı, ırkçı ulusal cepheci partisinin serancamı, Hollanda, Danimarka gibi ülkelerde aşırı sağın hatırı sayılır yükselişi, İngiltere’nin içe kapanma eğilimiyle AB’den ayrılma kararı vermesi, Daha Batı’da ABD’nin İslamofobik söylemleriyle Trump fenomeni tüm çıplaklığıyla ortada.
Avrupa Birliği, Türkiye’nin demokrasi performansını haklı olarak sıkça eleştiriyor. Ne var ki, Avrupa, yeni dalganın sonuçlarını, örneğin Sırbistan’da Vucic iktidarının basın ve ifade özgürlüğüne yönelik sistemli saldırılarıyla, Macaristan’da Orban ve Polonya’da Kaczynski’nin kurduğu düzenle ciddi otoriter bir dalgayı bizzat kendi içinde barındırmaktan geri kalmıyor.
Batı ve Türkiye arasındaki bu paralellik dikkate değer bir durum. İlişki ve karşılaştırmaların bir sınırı vardır.
Batı dalgası Türkiye’deki ray değişimini tek başına açıklamaz. Ancak bu dalga, Türkiye’deki değişimin derinleşmesine vesile olur.
Önümüzdeki bahis Kasım’da yapılacak ABD başkanlık seçimleri…