Sistemin başından beri kendiyle yüzleşmeyi erteledikçe bir türlü çözme cesareti gösteremediği etnik, dini, kültürel sorunlardan kaynaklanan sokak hareketliliği, taleplerinin yok sayıldığını, bir türlü çözüm üretilmediğini düşünen kitlelerin maruz kaldıkları aşağılanma ve acının dışa vurumu da benzer tehlikeyi ihtar ediyor. Bizzat mağduriyetten çok, mağduriyet söylemini üretenlerin bu söylemi siyasal amaca taşımaları kaçınılmaz. Bu sosyal ve psikolojik sorunların siyasete taşınmasından doğal bir şey olamaz. Sorun her şeye karşı sorumsuz ve her halükarda haklı ve herkesten alacaklı bir dilin siyasetin yerini alması. Bizzat her tür eleştiriden, ölçüden muaf hale gelme duygusunun gittikçe siyaset yapanlara hakim olması…
Muhafazakâr kitlenin toplumun geneli ile toplumun da bu kesimle ilişkilerinin normalleşeceği bir sırada iktidar sahiplerinin erteledikleri özeleştiriyi hatırlamak yerine, eleştiri oklarını düşmanca birbirine çevirmiş olmaları, ötelenmiş hakikat ölçülerinin bünyede yaptığı deformasyon bu ülkeye bedel olarak döner.. Henüz yolun başında görünen etnik ve sekter farklılıkların, toplumsal muhalefet adına, haklılıklarını mutlaklaştırıp kendi bünyeleri ile beraber topluma da bedel ödetecek kırılmalara meydan vermelerinden korkulur.