Eski BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ı hatırlayın. Dünya düzenini küreselci bir güvenlik anlayışına oturtmaya uğraşıyordu. O yüzden kullanmayı sevdiği bir argümandı:
“Günümüz dünyasında, herkes güvende olmadıkça hiç kimse tam anlamıyla güvende olamaz.”
Boş argüman değil, altı dolu. Popülist siyasetçiler istismar etse, Trump kötüye kullansa dahi var bir aslı, yabana atmamalı.
Ve fakat Şara’nın güvende olmadığı yerde hiçbirimiz güvende değilsek, Mazlum Abdi’nin güvende olmadığı yerde hepimiz güvende olabilir miyiz?
Birimiz için güvenli olan hepimiz için güvenli olmadıkça huzur ve rahat yüzü bulamayacağımız doğruysa şapkayı önümüze koyup düşünelim.
Artık PKK yoksa, Kandil boşalacaksa YPG’nin ilişik kesme şartı da yerine gelmiş oluyor. “Kurucu önder”i kabul edilen, sözünden çıkmaması beklenen Öcalan’dan başka koparacak bağı fiilen kalmıyor.
Öyleyse SDG kadrolarındaki eski PKK’lıların Suriye dışına gönderilmesini, Şam’ın emir-komutasında orduya entegre olmalarını istemekle yetinilemez mi?
Fırat’ın batısından çıkarıp doğusunda da kökünü kazımanın dışında, birlikte yaşamanın, hayat hakkı tanımanın bir orta yolu bulunamaz mı?
‘Ya hep beraber güvende olacağız ya hiçbirimiz’ mantığı doğruysa burada da geçerlidir. Şam’ın güvenliği için Haseke’nin de güvende hissetmesi gerekir. YPG, yer yarılıp içine girmeyeceğine göre bu nasıl sağlanacak?