Ülkenin sorunlarının masaya yatırıldığı her ortamda, adeta herkes bir sorun dosyası açıyor, kimisi işlerin değerlerden koparak, etrafı dolanılarak, cami yapımı – vakıf hizmeti vs gibi dinen meşrulaştırma gerekçeleri üretilerek nasıl kotarıldığını anlatırken bıyık ltındn gülümsemeler ekleyerek öyle şeyler anlatıyor ki….. iş, bir şeyler yapılmalı noktasına geliyor.
İşte tam orada masada “tedirgin” bir ses şunu ifade ediyor: “İyi ama bunlar gidince kim gelsin? CHP mi?”
Kimse “CHP gelsin” diyemiyor.
O arada alternatif oluşturmak için CHP ile iş birliği yapanlar, CHP etrafındaki zehirli havayı dağıtacaklarına kendileri çoktan mezara gömülüyor.
Muhafazakâr camiada olup da alternatif bir siyaset üretmeye çalışmak, “iktidarın oylarını bölmek ve CHP’ye zemin hazırlamak” olarak görüldüğü için orada da ot bitmiyor. İktidarın yanlışları karşısında “suskun kalmak” ne kadar can sıkıcı olsa da, daha ileriye gidilemiyor.
Böylece Türkiye siyaseti, taa Cumhuriyet’in başlangıcında Cumhuriyet Halk Fırkası (CHF)’nın içine soktuğu kıskacı aşamıyor. Bu sonradan Cumhuriyet halk Partisi (CHP) olan yapıyı da kendi oluşturduğu girdapta kıvranmaya mahkûm ediyor.
CHP, “değişimler”i konuşuyor, konuşuyor, konuşuyor. Bunları yaparken mesela “yığınaktaki hata”yı anladı mı, neyi değiştirirse, nasıl bir değişim yaşarsa, mesela şu anda alıyor gözüktüğü yüzde 30’lu rakamların üzerine çıkıp iktidar alternatif olur, insanların “CHP mi? Kalsın” tepkisini değiştirir, görebildi mi?
Muhafazakâr camianın kültür değerleri ile barışmadan onlara siyaset götürülebilir mi? Ecevit kendi olağanlığı ile CHP çeperini aşarak halkla iletişim kurabilmişti, Kılıçdaroğlu bir şeyleri keşfetmişti, İmamoğlu bazı şeyleri yaşayarak gelmiş gibi görünüyor. Özgür Özel’in bir gayreti var, kültürel dağarcığı da siyasetini besleyecek zenginliğe ulaşırsa….. diyelim…
Çoğunluk oyunu garanti gören Muhafazakâr – Milliyetçi kadroların alternatifsiz kalması kendileri için de iyi değil, ülke için de… Neydi o söz? “Kontrolsüz güç güç değildir.”