Şair olsaydım, Hasan Cemal’in “yürek parçalayıcı” durumuna bakıp, “Ne çok acı var” diye yazardım. (İzzet Yasar uzaktan hınzırca gülüyor: “Ne çok acur var…”)
Neredeyse bütün bir hayatını Boğaz’a bakarak acılar içinde geçirmiş Hasan Cemal, dün sabah da “acılar içinde” uyandı. Önce Boğaz’a baktı. (Aman Yarabbim, insanlar ne zorluklardan geçiyor.) Boğaz sisliydi. (Kâbus bu olmalı.)
Birazdan söyleyeceklerine “altlık” olsun diye, önce terörü kınayan üç-beş genel geçer laf etmesi gerekiyor.
Ediyor: “Terörü bir defa daha lanetliyorum. TAK üstlenmiş… TAK’ı da lanetliyorum. Arkasında PKK varsa, onu da…”
Ne demek “Arkasında PKK varsa?”
Bütün uzuvların birbirine denk, Mahler’li külrengi sabahlara uyanıp “Çaresizlik duygusu baskın. İçim acıyor!” diye sahtekârca laflar ediyorsun da, silahların bırakılması gündeme geldiğinde dağ-bayır dolaşıp, “Silah bırakmak ağırınıza gitmiyor mu? Ne karşılığında silah bırakıyorsunuz ki?” diye terörist ayartan Paşa torunlarından neden hiç bahsetmiyorsun?
Bundan sonra uyandığın “külrengi sabahlar”da Boğaz’a değil, önce aynaya bak.
İğrenmeden bakabilecek misin bakalım!