Önce, “nezahet”le yaklaşan bir yazıma “hakaret”le cevap verdi. Sonra da, yaptığı terbiyesizliği “şerefsizlikle” taçlandırarak, telif pazarlığı yapmak için Cumhurbaşkanı’nın ve Başbakan’ın uçağına bindiğimi yazdı.
O tarihe kadar hiçbir geziye katılmamıştım oysa.
Bu terbiyesizliği yüzüne vurduğum ve kendisini ispata davet ettiğim halde, “haysiyet celladı” Abdülkadir hiçbir şey olmamış gibi sırıtmaya ve “ağlak” televizyon konuşmaları yapmaya devam etti.
Kendisine yönelik sözler karşısında incinen/incinme hakkını kullanan, bir “dayanışma çemberi”ne alınacak kadar talihli, başkalarını incitmekten çekinmeyen “rakik kalp” Abdülkadir de sütten çıkma ak kaşık değildir.