Olağanüstü hal uygulamalarının giderek yaygınlaşması ve sıradanlaşmasıyla, azgınlaşmış iktisadi liberalizm arasında yakın bir ilişki var. Bu azgınlaşmış liberalizmin yarattığı toplumsal tepkilerin bastırılması için, güvenlik devleti uygulamaları birçok yerde devreye giriyor.
Güvensizleştirmeyi bir hâkimiyet aracı olarak kullanan dikta amaçlı güvenlik devleti, olağanüstü halin olağanlaşması demektir.
Küresel kapitalizmin içinde bulunduğu kriz ortamında, otoriter liberalizmin yönetici kadroları da değişiyor. İktisaden gelişmiş birçok ülkede, yakın zamana kadar bu kadrolar esas olarak elit okullarda eğitim görmüş, liberalotoriter teknokratlardan oluşurdu. Şimdi ise siyasal demagojinin tüm imkânlarını fütursuz biçimde kullanan, din ve ırk ağırlıklı, faşizan bir ‘biz’ algısı üzerinden konuşan hatipler ön plana çıkıyor.
Yerli otoriter sağcı popülizm de güvensizliği daha fazla derinleştirerek kendini bir güvenlik çekim merkezi yapma stratejisini çok daha gürültülü, şiddetli ve abartılı yürütüyor.
İktidarın çelişkilerini ortaya çıkararak onu zayıflatacağını iddia eden, şiddet eylemlerine başvuran hareketler de iktidarın gücünü pekiştirmesine yarayarak zımni destek sunuyor.