Yarışan üç demokrasi anlayışı, otoriter-popülist demokrasi, muhafazakar demokrasi ve radikal demokrasi anlayışlarıdır. Erdoğan’ın otoriter demokrasi eğilimlerini güçlü biçimde ve nasıl taşıdığını bu sütunlarda yıllardır ele alıyoruz. Bunun aynı zamanda popülist bir otoriterlik olduğu, imrendiği başkanlık rejiminin de bir bakıma Latin Amerika’da en çok karşımıza çıkan Şeflik yönetimleri olduğuna da daha önce işaret ettik…. Erdoğan’ın ve AKP’nin Türkiye’nin yegane değişim gücü olduğunu iddia edenler, bu değişimin gerçek adını açıkça koymuyorlar.
İkinci demokrasi anlayışı, her ne kadar programında kendini “muhafazakar demokrat” olarak tanımlamaya devam etse de, AKP’nin adayı tarafından değil, CHP ve MHP’nin ortak adayı tarafından savunuluyor. Ekmeleddin İhsanoğlu, muhafazakarlığı bir toplum mühendisliği projesine dönüştürmeyen, otantik bir muhafazakar demokrasiyi temsil ediyor. Herkesin inancına ve yaşam tarzına saygılı, devletin inanç dünyasına müdahil olmasına karşı olan, buna karşılık düzenin radikal dönüşümlerini de savunmayan, ılımlı milliyetçi, şahsen referanslarını kendi inanç dünyasından alan ama bunu başkalarına dayatmayan bu muhafazakar demokrasi anlayışının gerçek sloganı sanırım “huzur”dur.
Üçüncü demokrasi anlayışı, Selahattin Demirtaş’ın sunuşunu yaptığı radikal demokrasi. Bunu “Yeni Yaşam Çağrısı” başlığı altında Demirtaş sundu. Millet iradesinin seçim yoluyla bir şefe bir dönem teslim edilmesine dayalı bir değişim yöntemini değil, yeni “yetkileri arttırılmış bir makam yerine, halkın yetkisinin arttırıldığı bir devlet yönetiminin güvencesi olan cumhurbaşkanlığı” öneriyor Demirtaş. “Tekçi-mezhepçi veya ulusalcı anlayışlar arasında bir tercihe zorlanmayı” reddetmeye çağırıyor.