Bugün Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’yi gerçekten Şanghay İşbirliği Örgütü’ne (ŞİÖ) üye yapmak isteyip istemediğini bilmiyoruz. Bunun AB’ye, Avrupa Konseyi’ne ve NATO’ya karşı dile getirilmiş bir tür blöf olduğunu düşünmek için birçok neden var. Ama poker oynayanlar bilir, blöf yapanın blöfünün altında kalması ihtimali, blöfünü gören sayısı arttıkça, yükselir.
Tayyip Erdoğan, en iyisi ŞİÖ’ye üye olmak derken, bunun gerekçesini, “çok daha rahat etme” imkânı sağlamasıyla açıklıyor. Bu konuda samimi olduğuna hiç şüphe yok. AB ile ilişkilerin fiilen donma noktasına gelmesine, belki hukuken de donacak olmasına, 2000’lerin sonundan itibaren AB müktesebatının Erdoğan’ın siyaset yapma anlayışıyla taban tabana zıt reformlar yapmayı gerektirmesi de neden oldu.
Yalnız temel hak ve özgürlükler alanında değil, örneğin kamu ihaleleri konusunda yapılması gerekenler, AKP’nin hem ulusal hem yerel seviyede iş çevreleriyle kurduğu yoğun müşteri ilişkisini sekteye uğratacaktı. Kamu ihale yasasının son on yılda en çok değiştirilen, en çok istisna getirilen yasa olması boşuna değil. Müktesebatın gerekleri uygulansa, ne Tayyip Erdoğan, ne AKP örgütü “rahat hareket etme” imkânına kavuşacaktı.