“Saat 9’u 5 geçiyordu ve ben ayağa kalkmadım” diye bir yazı yazdım, kıyamet koptu.
– SORU: Kardeş sen neden ayağa kalkmadın ki? Senede bir dakika ayağa kalkılacak… Ne yani? Ölür müydün kalksaydın?
– CEVAP: Ölmezdim tabii birader… Olay şu: Ben saygı ve sevginin ille de ayağa kalkılıp hazır ola geçirilerek gösterileceğine inanmıyorum… Yani saygıya, sevgiye bir şey demiyorum. Biçime, şekle itiraz ediyorum. Ayağa kalkıp hazır ol vaziyeti almayı, bir saygı ölçüsü, bir nezaket ölçüsü olarak görmüyorum. Ne yani? Olamaz mı? Göremez miyim?
– SORU: Atatürk’ü sevmiyor musun, saygı duymuyor musun?
CEVAP: Gerekçelerimi 10 Kasım tarihli yazımda yazdım: Eskiden pek sevmezdim ama artık hem seviyor hem sayıyorum. Ama hop! Bir dakika! Ben seviyor ve sayıyorum diye bu ülkede yaşayan herkesin Atatürk’ü sevip saymaya mecbur olduğunu söyleyemem. Yok böyle bir şey… Olmaz, olamaz. İsteyen sever, istemeyen sevmez. Sevip sayma dikte ettirilemez. Sayacağımız, seveceğimiz insanlar konusunda anlaşmak zorunda değiliz. Üzgünüm ama “demokrasi” dediğimiz böyle bir şey.