Silivri yargılamalarının son haftası davanın hukuken nasıl nitelendirileceğine ilişkin açık veri sunan gelişmelere sahne oldu.
Murat Ongun’dan sonra hâlâ savunmasını yapmamış Ekrem İmamoğlu dahil dört kişi vardı. 15 ayı aşkın bir süredir mahkemede savunması dahi alınmadan özgürlüğünden mahrum bırakılan bu kişilerle müdafilerine kalan süre, ara kararlar için ayrılacak zaman da düşünüldüğünde sadece dört gündü.
Duruşmayı 9 Temmuz’da bitirme planı sadece Murat Ongun yönünden değil, henüz savunmasını yapmamış olan kişiler bakımından da savunma hakkının sınırlanması anlamına geliyordu. Dolayısıyla bu kişilerin ve müdafilerinin doğrudan talepte bulunması hukuki haklarıydı.
Perşembe duruşma başladığında, bunun nedenini soran ve 9 Temmuz’da duruşmayı bitirme ısrarını anlamlandırmaya çalışan Cumhurbaşkanı Adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’yla birlikte İmamoğlu’nun müdafi dahil üç avukat duruşma salonundan çıkartıldı.
İBB yargılamaları, daha soruşturmanın başından itibaren adil yargılanma hakkının ayaklar altına alındığı bir süreç oldu. Gözaltı ve tutuklamadan, gizli tanıklara, gizlilik kararından yargılama yerine kadar sayamayacağımız kadar ihlal yaşandı.
Tam da bu noktada siyasal yargılamalar sırasında toplumun en azından önemli bir kesiminde haklı olduğu izlenimi yaratmayı başaran, toplumsal bakımdan güçlü olan iktidarların rahat olduğunu hatırlamakta yarar var.
Mahkemenin bu denli hoyrat davranması, savunma hakkını alenen çiğnemesi, yargılayanların hukuken ve siyasal bakımdan güçlü olmadığının işaretidir.