Ahmet Çelik Kurtoğlu: Neden hala dünya markalarının tedarikçisi olmanın ötesine geçemiyoruz?

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Türkiye’de ekonomik kriz gerekçesiyle uygulanan vergi önlemleri hem tüketicinin kalite algısının gelişmesini hem de tedarikçinin tasarım ve imalat teknolojisini ilerlemesini engellemektedir. Neredeyse yüz yıl önce önemli endüstrilerde, ürünlerde başlatılan sanayi yatırım ve üretimi, tükenmeyen ithalat ve açık verme korkusuyla kalite planında ilerleyememiştir. Bugüne kadar yapılan iki yerli otomobil Devrim ve Anadol’dur. Bunların öyküsünü başka yayınlarda anlatıyoruz. Birincisi araca benzin koymayı unutmak gibi ancak kasten yapılacak bir beceriksizlik nedeniyle, ikincisi ise hem piyasada hem uluslararası rallilerde başarı kazanmasına karşın, yatırımcının endüstride Ford markasıyla iş birliği yapma tercihi yüzünden anılarda kalmıştır. Fiat, Renault markalarının, Ford kamyon ve ticari araçların imalatı, diğerlerinin komponent imalatı yapılmaktadır. Daha sonra hem bu markaların hem diğerlerinin Türkiye ve başta Almanya olmak üzere Avrupa’daki ana üreticileri montaj aşamasını tamamlayıp ürünü pazarlamaktadır. Türkiye’ye girmesi engellenen markaların üreticileri, aynı araçları motor hacmini küçültüp, torkunu yükselterek ülkemize ihraç etmektedir. Kaybeden kalite algısı, lâyık olduğunu tüketemeyen tüketici ve bununla bağlantılı olarak teknoloji kültürü ilerlemeyen imalatçıdır.

Satmak yaratılan değerin kazanca dönüşmesidir. Bu üründe de, yazarlıkta da, eğitim sektöründe de, sağlık-yaşam bilimlerinde de böyle. Bunu yapmak için marka, reklam gibi algı yaratma yollarına başvurulmaktadır. Gerçekte değer zinciri yönetiminde yapılması gereken ise iş modelinin satış aşamasına gelinceye kadar ki aşamalarında doğru işlerin yapılmasıdır. Tasarım birinci sıradadır. Apple şirketinin ürettiği iPhone akıllı telefonların ilk aşamadaki üstünlüğü tasarımıdır. IPhone’dan önce kullandığımız Nokia, Blueberry, Ericcson gibi markalar küçük olma özelliği ile uzun süre elimizden düşmedi. Ama iPhone’un getirdiği endüstriyel tasarım ve kullanma kolaylığı talebi teşvik eden, yükselten etken oldu. Şimdi rakip üreticiler, telefonun konuşma aleti-bilgisayar olması özelliğine ek olarak fotoğraf makinesi olma gücüne önem veriyor. Piyasaya yeni çıkan bir Çin markası ünlü Leica merceğini öneriyor ve bu ürünü son iPhone modelinden daha ucuza pazarlıyor.

Bütün bunlardan sonra soralım kendimize, Aselsan’ın ürettiği akıllı telefon neden bugüne kadar gelemedi? Son bir can alıcı soru: Sümerbank 1933’te insanların ilk ihtiyacı olan bez üretmek için kuruldu, tıpkı şeker, demir ve diğer yatırımlar gibi. Sümerbank yıllarca toplumun her kademesinin giyim eşyası talebini karşıladı. Giyim endüstrisi gelişti. Pekâlâ, neden hala dünya markalarının tedarikçisi olmanın ötesine geçemiyoruz? Neden ürünü tüketiciye satıp yaratılan değeri kazanamıyoruz? Büyük moda evlerini kastetmiyorum. Ünlü Zara markasının yaratıcısı Ortega 1960’ta Coruna’da gömlek dikiyordu. Bugün bizim giyim endüstrimiz Zara’nın tedarikçisi olabilmek için çırpınıyor. Kimi üreticiler “bu kurla ihracat yapamıyoruz, TL’nin değerini düşürün, bu sayede Zara’nın tedarikçisi olalım, 2023’te 36 milyar euroya ulaşan satış gelirinden birazcık pay alalım” diyor. Bazı iktisatçıların da maalesef katıldığı bu görüş, BİZ ulus olarak YOKSULLAŞALIM, yeter ki kimi sanayiler ayakta kalsın demektir. Önemli biri deri eşya üreticimiz, İtalya’da kurdukları fabrika sayesinde ünlü ayakkabı markası Ferragamo’un tedarikçisi olacağını müjdeliyordu. Ben anlayamıyorum, ya siz?

Ahmet Çelik Kurtoğlu’nun yazısı