Adnan Oktar örgütüne yönelik hazırlanan 171’i tutuklu 226 şüphelinin yer aldığı 3 bin 908 sayfalık iddianamenin detayları ortaya çıktı. İddianameye göre örgüt içinde Oktar’ın İstanbul’a geldiği 1979’da İstanbul Boğazı’nda yaşanan tanker faciası ‘mehdiyet alameti’ olarak kabul ediliyordu.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu’nca hazırlanan ve kabul edilen iddianamede Adnan Oktar Suç Örgütü’nün kuruluşu, yapısı, kuralları, örgüt içi evlilikler, örgütün tarihsel gelişimi, ideolojisi, amacı, örgütün cinsel-mali sömürü düzeni, örgütün gelir kaynakları, silahlanma yapısı, örgütün hukuk grubu, propaganda faaliyetleri, örgütün FETÖ ile ilişkisine ayrıntılı olarak yer verildi.
İddianamede örgütün silahlanmak için sahte kuyumcular açıp şirketler kurduğu, yine silahlı örgüt yapısını kuvvetlendirmek ve örgüt içerisindeki silah sayısını artırmak için çalışmalar yürüttüğü vurgulandı. Aramalarda ele geçirilen notlarda örgüt üyelerinin silahların hangi marka ve model olacağına kadar ‘mehdi’ olarak görülen örgüt lideri Adnan Oktar’dan görüş aldığının altı çizildi.
‘Bazı Kuran ayetleri örgüt ideolojisi doğrultusunda yorumlandı’
Programlarda Kur’an-ı Kerim’deki bazı ayetlerin Türkçe meallerinin, örgüt ideolojisi doğrultusunda tevil edilerek yorumlandığı, bu vesileyle örgüt tabanı ve sempatizan topluluğu üzerinden Kur’an-ı Kerim vasıtasıyla hakimiyet kurulduğu vurgulanan iddianamede şu ifadelere yer verildi: “Hem örgütün ideolojisinin Kur’an’a dayandığı propagandasının yapıldığı, hem de toplumun hassasiyet gösterdiği din olgusunda, yakın olmayan çevrelerden de sempati toplanmak istendiği tespit edilmiştir.”
Stüdyoda yer alan kadın konukların birçoğunun dekolte kıyafetler giydiği, son derece bakımlı ve alımlı olduğu, kendilerine Adnan Oktar’ın söyleşi esnasında da sürekli iltifatlarda bulunduğu, ‘kedi, ‘tavşan’, ‘aşkım, bitanem, ruhum, bebeğim, canım, tatlım’ gibi yakıştırmalar ile güzelliklerine vurgu yaptığı da iddianamede yer aldı.
Bazen yabancı konukların da stüdyoda misafir edildiği, benzer iltifatlar onlara da yapıldığı anlatılan iddianamede şu ifadelere yer verildi: “Alışılagelmişin çok ötesinde bir dini anlayışa yönelen bu uygulamanın, esas olarak dinimizi tahrif etmeye yönelik bir hareket olması aşikardır. Bunun yanı sıra dosya kapsamında çeşitli başlıklar altında değinilen, müşteki ve şüpheli beyanlarında ifade edilen onlarca suça bir perdeleme/maskeleme faaliyeti olduğu görülecektir. Sohbet programı dışında, Kuran-ı Kerim’de bahsi geçen tarihi olaylar ve kavimler, diğer bazı din mensupları, İslamiyet’in doğuşu ve yayılışı, Türk-İslam tarihi ve büyükleri de ile ilgili çeşitli belgesellere de yer verilerek, dini hassasiyeti olan vatandaşlarımız üzerinde olumlu bir intiba bırakılmaya çalışıldığı ve propaganda yapıldığı görülmüştür.”
‘Operasyon sırasında bir özel hareket polisi vuruldu’
‘Dragos’ olarak tabir edilen örgüt merkezinde 11 Temmuz 2018’de arama yapan özel harekat polisine yönelik, örgüt mensubu Mert Sucu tarafından ateş açıldığı ancak polis memurunun giydiği çelik yelekten dolayı herhangi bir yaralanmanın olmadığı vurgulandı.
İddianamenin, ‘Örgütün silahlı yapısı ve silahlanma stratejisi’ başlıklı bölümünde şöyle dendi: “Örgütün gerektiğinde kullanılmak üzere silahları bulundurması, örneğin ulaşabileceği yerde muhafaza etmesi, depolaması halinde örgüt silahlı sayılmalıdır ve bunun yanında sahip olunan silahların ruhsatlı olup olmamasının da örgütün silahlı bir örgüt sayılması açısından herhangi bir önemi bulunmamaktadır.”
Adnan Oktar Silahlı Suç Örgütü’nün silahlanarak başta örgüt liderini korumayı hedefledikleri, silahlanmayı mağdur ve müştekiler üzerinde korku ve baskı unsuru olarak kullanarak iradelerini sakatladıkları, işlenen suçlarda silahlanmayı tehdit unsuru olarak kullandıkları belirtilen iddianamede şu değerlendirmede bulunuldu: “Ayrıca yasadışı saiklerle oluşturulan bu silahlanmaya yasallık kazandırmak gayesiyle resmi makam ve mercilere yalan beyanda bulundukları, gerçek ve fiili durumla örtüşmeyen beyanlarla silah taşıma ve bulundurma ruhsatları aldıkları, bu suretle kolluk kuvvetlerinin denetim durumunu bertaraf ettikleri değerlendirilmiştir.”
’79 tabanca, 23 tüfek, 17 bin 596 fişek ele geçirildi’
İddianamede, ele geçirilen 79 tabanca, 23 tüfek ve 17 bin 596 adet fişek bağlamında silahlı ve zorlayıcı gücü itibariyle amaç suçları işlemeye elverişli bir suç örgütü olduğunun değerlendirildiği ifade edildi.
‘Kim hangi silahı kullanacak, Adnan Oktar karar veriyor’
İddianamede, ele geçirilen notlar da örgüt üyelerinin silahların hangi marka ve model olacağına kadar örgüt lideri Adnan Oktar’dan görüş aldığının altı çizildi. İddianamede, “Örgütte Adnan Oktar resul kabul edildiği için onun korunması her şeyden önceliklidir. Dolayısıyla nöbet ibadet kabul edilir. Örgütteki bütün erkekler mutlaka haftada en az bir gün örgüt liderinin yaşadığı ‘Dragos’ olarak adlandırılan ikamette, daha sonra da Hür Sokaktaki A9 TV stüdyosunda ve Adnan Oktar’ın olduğu her yerde nöbet tutmaktadırlar” ifadelerine yer verildi.
‘Kaçacak diye Tuba’yı hapsedip dedesinin cenazesine göndermedi’
Müşteki E. Y. E. bu konuda şöyle ifade verdi: “Vefattan sonra yıllardır dedemin mirasını bekleyen Adnan Oktar, güya ‘evlatlık vazifelerini yerine getirdiler’ denmesi için Tuba dışında dedemin diğer çocuklarını cenazeye gönderdi. Adnan Oktar, Tuba’nın yıllardır kaçacağından şüphelendiği için ve onu hapsettiği için cenazeye de göndermedi. Cenaze törenine örgütün silahlı adamlarından yaklaşık 15 kişi, para ile tutulan özel güvenlikler ve avukatları Fatih Doğan eşliğinde geldiler. Beni ve akrabalarımızı cenazenin taşınması esnasında itip kakarak, mezar başında cenazemizi defnederken başıma silahlı adamlarını dikerek orada da bana ve aileme eziyet ettiler.”
Mehdi olarak görüldü
İddianamede, ayrıca, Adnan Oktar’ın örgütün bütünlüğü üzerinde tek hakim ve lider olduğu, örgüt içinde ‘mehdi’ olarak görüldüğü kaydedildi. Oktar’ın İstanbul’a geldiği 1979’da İstanbul Boğazı’nda patlayan tankerin mehdiyet alameti olduğu ve o tarihten itibaren örgüt liderine mehdilik indiği konusu örgütte sıklıkla işlendiği belirtildi.
‘Oktar’ın peygamberler üstü bir konumda olduğu benimsenmiş’
Adnan Oktar’ın faaliyetlerinde ‘Harun Yahya’ takma adını kullandığı kaydedilen iddianamede, “Diğer dini istismar eden örgütlerden farklı olarak, şüpheli ve müşteki ifadelerinde geçtiği şekliyle, Harun ismini Hz. Musa’nın kardeşi Hz. Harun’dan, Yahya ismini ise Hz. İsa’nın havarisi Vaftizci Yahya’dan aldığı anlaşılmaktadır” dendi.
Oktar’a hizmet etmenin, talimatlarına sorgulama yapmadan, uymanın imanın bir gereği olduğu, kendisinin ‘sözde peygamberler üstü bir konumda olduğu’ hususlarının benimsendiği ifade edildi.
Adnan Oktar suç örgütünün 1986’da evrim ve masonluk karşıtlığı söylemleriyle başladığı faaliyetlerine, günümüze kadar bulunduğu ortama uyum sağlayıp evrim geçirerek devam ettiği belirtilen iddianamede şöyle dendi: “Yakın zamandaki FETÖ örneğinde olduğu gibi, hakkıyla sınavlara girerek makam ve mevkilere gelmeye çalışan insanların hakları, soru çalmak vasıtasıyla gasp edilmiş, kendilerine yakın olmayan insanlar çeşitli iftiralar, sürgünlerle yıldırılmaya, devlet gücü istismar edilerek operasyonlar gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. Söz konusu terör örgütü ideolojik olarak dini istismar eden terör örgütlerine bariz bir örnek olarak gösterilebilir. Aynı şekilde Hizbullah, El Kaide, Hilafet Devleti (HD-İCB/AFİD) vs. terör örgütleri de çeşitli örneklerle açıklanarak benzer özellikleri ortaya konabilir.”
‘Örgüt mensupları askerlik yapmasın diye yurtdışı şirketlere kaydedilmiş’
Örgüt mensuplarının askerlik yapmamaları için yurtdışındaki örgüt mensuplarına ait şirketlerde çalışmış gibi gösterildiği, bedelli askerlikten yararlanmaları sağlandığı belirtildi.
‘Kadınlara tecavüz videolarıyla şantaj yapılarak şikayetleri engelleniyordu’
İddianamede, 1990’ların sonunda başlamak kaydıyla örgütün günümüze kadar eleman kazanma yöntemlerine birinin turnike sistemi olduğu kaydedildi. Sistem şöyle anlatıldı: “Örgüt mensubu olma kıstaslarını taşıyan aralarında bazıları çocuk yaşta olmak üzere kız ve kadınlar, örgütün yakışıklı erkek mensupları tarafından zengin ve başarılı bir iş adamı imajı çizilerek ikili ilişkiler kurulduğu, dini telkinlerle kandırılıp cinsel istismar ve tecavüze uğrayan kadınların psikolojileri ve benlikleri kırılıp, iradeleri ellerinden alınarak örgüte dahil edilmekte, söz konusu tecavüzlerin video kaydına alındığı hissettirilerek – gösterilerek şantaj yoluyla kopmaların ve şikayetçi olunmasının önüne geçilmektedir.”
Örgütün sanat ve siyaset camialarından ve örgütün sirayet etmek istediği çevrelerden konuklara lüks mekanlarda Ramazan ayında iftar düzenledikleri de iddianamede anlatıldı.