İslâm tarihinde kuyruklu yıldız gibi parlayıp geçen birkaç istisnâi ve kısa âdil melik haricinde bu varsayımı ayakta tutacak bir olaylar koleksiyonuna sahip değiliz. Demokrasiyi Müslümanlar icat etmedi ve İslâm tarihinde tam olmasa da buna benzer uygulamalar bulunmuyor. Müslümanların siyasi alışkanlığı monarşiye biat, hükümete itaattir. Hukukun, iktidar gücünden ayrı işlemesi prensibinin ise ‘şudur’ diyebileceğimiz bir misâli yok. Hukuk daima ‘Sultan’ın maiyetinde oldu ve hâlâ öyledir.
Biz bugün hâlâ ardından ‘Allah vechini keremlendirsin’ diye yâd ettiğimiz Hazreti Ali’nin uğradığı mağlubiyetin enkazı altındayız. Dünya tarihine ‘budur’ diye misal gösterdiğimiz cihangirlerin, meliklerin veya emsâlinin verniği biraz kazınsa altından, devleti maslahat icabı dinden bile aziz tutan bir müstebid, en zorlama yorumla başarılı bir monark çıkar ve kafilenin tamamı Muaviye’nin harmaniyesinden türemişlerdir.
‘İdareciler neyse fakat ahali sağlamdı azizim’ yorumlarına gelince; diyorum ki ‘Hani nerde nerde?’ Zulmün en âşikâr, hatta naklen yayınlanan cinsine bile rıza gösteren bir topluluğun yüzünü hangi ‘demokratik’ veya ‘İslami’ erdemlerinden ötürü yıkayacağız?