Kum saati hızla boşalıyor. 11 Ağustos sabahı manzara netleşecek. Türk halkı esas itibarıyla otoriterleşme ve karamsar bir gelecekle demokratikleşme ve daha ümitvar bir yarın arasında bir seçim yapacak.
Otoriterleşme eğilimleri ağır basarsa yeni “başkan!” ilk iş olarak, halktan aldığı buz gibi vekâletle kendisi için daha güvenilir, icabında en sert toplara bile kafasını sokan, mûtemedler arasından bir kabine seçerek, içlerinden en yırtıcı gördüğünü başbakanlığa tayin edecek ve aynı gün itibarıyla Marmaray’ı yapan şirkete bu defa Köşk’le Meclis ve partiyi birbirine bağlayan yeni bir tünel sipariş edecek. Tünel masrafları mümkünse kamu hazinesinden, değilse havuz fonundan finanse edilecek.
“Grup” zaten, liderin gözüne baktığı için eli mecbur; bastıracak güvenoyunu. Yeni kabine, seçim korkusu yüzünden pek ileri gidilemediği için gizli ajanda halinde kalmış antidemokratik kanunlarını peşpeşe Meclis’e sevk edecek ve muhtemelen bir torba kanun içinde KCK’lılara üç tuğlu vezirlik, PYD’ye diplomatik dokunulmazlık, Öcalan’a sadrazamlık, PKK’lılara gâzilik ve nihayet Kuzey Kürdistan’a “istiklâl-i tâmme” bahşeden tasarılar da torbaya tıkılıp adına ‘çözüm’ denilecek. Karar senin eey necib milletim; şu yeni dönem, tamamen senin eserin olacak!
A. Turan Alkan’ın yazısı