
M. MURAT KUBİLAY
mmkubilay@gmail.com
2021 yılı ilk çeyreğine ait GSYH verileri açıklandı. TÜİK’e göre 2020 yılı son çeyreğine kıyasla Türkiye ekonomisi yüzde 1,7 oranında büyüdü. 2020 yılının aynı çeyreğine göre ise yıllık büyüme yüzde 7. Bu verilerin enflasyondan arındırıldığını, yani reel ölçüldüğünü belirtelim.
Açıklanan GSYH verilerini üç ana grupta inceleyelim.
İyi
İlk grupta ‘iyi’ler var. Manşet veri yıllık büyüme oranı hayli olumlu ve bu performansta baz etkisinin payı yok (2’nci çeyrekte olacak). Büyümenin harcama dağılımı da sağlıklı görünüyor. Özel sektör yatırımları artmış ve geleneksel olarak olumsuz katkı yapan net ihracatın tatsız etkisi sınırlı. Telafi edici kamu harcamaları ise sınırlı kullanılmış; muhtemelen vatandaşın tüketim iştahı yerine geliyor veya kasada zaten pek para yok denilerek.
Bu saptamalar günlük hayattaki kişisel gözlemlerle ilk bakışta uyuşmayabilir. Fakat yılın ilk üç ayında dolar kurunun 6,91’e kadar düştüğünü ve neticesinde hem tüketici hem de üretici güveninde toparlanma gerçekleştiğini unutmamak gerek. Ayrıca mart ayında pandemi kapanmalarına kısmen ara verilmiş ve hizmetler sektörü bir derece canlandırılmıştı.
Son olarak büyümenin sektörel dağılımı da yerinde; sanayi üretimi lider ve tarım onu takip etmiş. Yatırımlarda inşaat yerine makine-teçhizat öncülük etmiş.
Muhtemelen bu yazıyı okuyanlar verilerin doğruluğuna şüpheyle yaklaşıyor, tabii ki ben de. Fakat satın alma yöneticileri endeksi, sanayi üretimi, ciro ve perakende endeksleri gibi daha sık ve önden yayınlanan öncü göstergelerle kopuk olmayan bir büyüme oranı açıklandı. Bu nedenle piyasa ekonomistlerinin beklentisi yüzde 6,7 oranındaydı ve açıklanan buna yakın çıktı.
Kötü
Asıl sıkıntılar ikinci kısımda, yani ‘kötü’lerde. Yine TÜİK’e göre mart ayı işsizlik oranı yüzde 13,1. Daha kapsayıcı ve açıklayıcı tanım geniş işsizliğe baktığımızda bu oran yüzde 25,8’e ulaşıyor. Mart ayı tüketici enflasyonu ise yüzde 16,19. Aynı ayın üretici fiyat endeksi ise yüzde 31,20.
Yani büyüme oranının yansıtmadığı kötü hikâye işsizlik ve enflasyonda saklı. Kamu maliyesindeki bozulma, yarı batık banka kredileri ve rekor düzeydeki dış borcu zaten biliyoruz.
Çirkin
Sıra geldi üçüncü, yani ‘çirkin’ler grubuna ki günümüzü de geleceğimizi de en çok ilgilendiren bu.
Berat Albayrak’ın görevi bıraktığı ve özellikle küresel piyasaların Naci Ağbal’a güvenerek sıcak parayı yeniden akıttığı yılın ilk çeyreği, TCMB başkanlık görevindeki ani değişimle geride kaldı. Dolar kuru kısa bir süre içerisinde 1 TL kadar yukarı sıçradı ve bu seviyeye yerleşti. Dolarizasyonda çözülme yok, sadece yastık altına kaçış ve yurt dışına kaçışta yavaşlama var. Haliyle ekonomi yönetimine güven tüketildi.
Aşılamada mesafe kat edilememesi ve vakaların patlamasıyla nisan ve mayıs aylarında yeniden sıkı kapanmalar uygulandı; hizmetler sektörü ve dar gelirliler tekrar sıkıntıya girdi. Bu önlemlere rağmen Rusya ve Avrupa seyahat kısıtlamalarını kaldırmayarak turizm sezonunun hem satış kaybı yaşamasına hem de beklenen döviz girdisini sağlayamamasına neden oldu.
Tarım sektörü ise Anadolu coğrafyasındaki geniş kuraklığın tehdidi altında.
Faizlerde umut edilen indirimler gecikiyor ve belki de imkânsız hale geliyor. Dolayısıyla inşaat sektörü yeniden kırılgan halde.
Önceki aylarda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD Başkanı Biden ile uzlaşacağına ilişkin beklentilerse henüz karşılık bulmadı.
Özetle, asıl hikâye güçlü büyüme, yüksek işsizlik ve yüksek enflasyonla geride kalmış 1’inci çeyrekte değil. Esas hikâye şimdi içinde bulunduğumuz 2’nci çeyrekte ve çoktan başlamış durumda. Tabii geçen yılın 2’nci çeyreğinde yüzde 10,3 küçüldüğümüz için baz etkisinden ötürü içinde bulunduğumuz çeyrekte istatistiksel olarak görkemli bir büyüme olacak. Ancak kıyaslamayı bu yılın ilk çeyreğine göre yaptığımızda olumsuz bir performans gözlemlenecek. Bu şimdiden belli ve satın alma yöneticileri imalat endeksi de 49,3’e düşerek bunu açıkça ortaya koydu.
Önümüzdeki çeyreklerin sırrı haziran ayındaki gelişmelere bağlı.
14 Haziran tarihli NATO zirvesi esnasında Türkiye’nin S-400 konusunda ABD’nin taleplerinden yana taraf alarak ikili ilişkileri yumuşatacağına dair beklentiler var. Söylenen o ki iki ülke arasındaki olası uzlaşı için son şans bu tarihteki ikili görüşme.
15-16 Haziran tarihlerinde ise ABD Merkez Bankası Fed’in kritik toplantısı var. Son dönemde bu kurumun verdiği para ABD’li bankalara fazla gelmeye başladı. Bankaların gecelik repoyla döndürdüğü veya yine Fed hesaplarında tuttuğu miktarlar sıçradı. Yani Fed parasal genişleme için kullandığı varlık alım programında aşamalı çıkış stratejisine başlayabilir.
17 Haziran tarihinde ise TCMB’nin Para Politikası Kurulu toplantısı var. Bu toplantıda bir faiz indirimi pek mümkün değil, ancak temmuz ayına ilişkin mesajlar verilecek.
Siyaset kulislerinde AKP’nin seçim kanununa ilişkin taslağını ortağı MHP’yle paylaşarak bu ay TBMM’ye sunacağı konuşuluyor.
Ayrıca bu ay Biontech/Pfizer ortaklığından gelmesi beklenen 30 milyon doz aşı kapanmaların durumunu etkileyecek.
Özetle, haziran ayı gündemi hem finansal ekonomide hem de politik ekonomide yoğun ve kritik. 2021 yılı ilk çeyrek büyümesi küresel yatırımcılarla ateşkes yapılan bir dönemde kaydedildi ve bundan sonrasına örnek teşkil edemeyecek bir dönem. Asıl hikâye şimdi başlıyor ve yılın geri kalanındaki durumumuzda haziran ayı gelişmeleri belirleyici olacak gibi duruyor.