… bu son olayda, beni (medya olarak bizi) asıl ilgilendiren unsur, “Çuvala girmiş gazeteci”dir.
Ağabey-kardeş iki gazetecinin durumunu ibretle izlediniz. Aslında, yıllardır hepimizce bilinen ama sektörün kendi içindeki bir tür “Omerta sessizliği” ile kendine sakladığı, “Yahu bunun gibi neler var! O da yapıyor bu da yapıyor. Her cenahta var bunlardan. İktidarda da muhalefette de” diye içine attığı bir fenomenden söz ediyoruz.
Siyasetçilerle vıcık vıcık, işadamları ile patronlarla cıvık cıvık, kulüp başkanları ile yıvış yıvış, ama en önemlisi de mafya çeteleri ile mide bulandırıcı ilişkiler içindeki düzinelerle gazeteci kılıklı şahıs cirit attı bizim âlemde. Atmaya da devam ediyor, maalesef.
Sonunda mafya lideri ile İçişleri Bakanı arasında (her ne sebeple olursa olsun) arabuluculuğa soyunmuş olan kardeşlerden biri iş üstünde yakalandı. Yakalanınca bunu inkâr edip bir de “İftira ediyorlar. Bunu söyleyen şerefsizdir” deyip atarlanınca, ağır biçimde bedel ödettiler. Hem mafyacı ağır bir dille hakaret etti. Hem de bakan suç duyurusunda bulundu. Başı çifte belaya girdi. Bir de program yaptıkları kanallardan ekran yasağına, yazı yazdığı gazeteden de yazı yazma yasağı geldi. Tanrı, kimselere göstermesin.
Şimdi sektörün tümünü, yani namusu ile gazetecilik yapan, bu tür angajmanlara (yılanlı çuvallara) girmeyen binlerce meslektaşı tenzih ederek söylüyorum:
Çok kirlendik. Çoook…