@zeynepguvenunlu
zeynep.guvenunlu@gmail.com
Bilim ve teknoloji dünyasına göre yakın geleceğin en yaygın sağlık sorunları gözüyle bakılan depresyon ve anksiyeteye çözüm insanlığın kadim pratiklerinden meditasyonda. Bedenini egzersizle güçlendirenler, zihinlerini meditasyonla forma sokuyor.
Google’ın yapay öğrenme alanında çalışan kıdemli mühendislerinden Mustafa İspir, meditasyonun bilim ve eğitim dünyasındaki, Silikon Vadisi’ndeki ve kendi hayatındaki yerini anlattı.
‘Düşünce kalkmam çok daha kolay oluyor artık’

Meditasyonla nasıl tanıştın?

Kavram olarak daha önceden biliyordum tabii ama hayatıma almam Google’da çalışmaya başladıktan sonra oldu. Sekiz yıl önce Search Inside YourSelf (Kendi İçinde Ara) adlı iki buçuk günlük eğitimine katıldım. Başlarken esas beklentim zamanımı daha iyi kullanmak ve karar kalitemi artırmaktı. Eğitimde sinir bilimcilerin, psikologların çalışmaları paylaşıldı. Rasyonel bir insanım, seçimlerimi bilim ve araştırmaya göre yapmayı tercih ediyorum. Bilimsel referansları ikna edici bulunca meditasyonun hayatıma olumlu katkı sağlayacağına inandım ve her sabah akıllı telefon uygulaması Headspace eşliğinde oturup meditasyon yapmaya başladım. Merakım arttıkça, derin okumalarla işin tarih ve felsefe boyutları da ilgimi çekti.
Hayatına ne kattı?
Bugün geldiğim noktada, hayatla bağlarımın güçlendiğini, yaşama sevincimin çoğaldığını, hayata duyduğum merakın arttığını düşünüyorum. En önemlisi, duygusal anlamda çok daha güçlü ve çevik hissediyorum. Düşünce kalkmam çok daha kolay oluyor artık.
Bilmeyenler ya da bilgi bombardımanında kafası karışanlar için soruyorum: Meditasyon nedir, nasıl yapılır? Ya da sen nasıl yapıyorsun?
Birkaç farklı meditasyon pratiği var aslında. Benim de yaptığım ve en yaygın olan biçimini anlatayım. Meditasyon, en basit tanımıyla, zihnimizden geçen düşünce ve duyguları içselleştirmeden, sahiplenmeden, müdahale etmeden izlemek. Düşünceleri zihnimizden kovmaya çalışmadan, onlara uzaktan bakmak. Böylece anlık duygu ve düşüncelere hapsolmamak için yapılan bir zihin egzersizi.
Nasıl yaptığıma gelirsek… Pandemi sebebiyle evden çalışıyorum. Sabahları uyanınca 20, geceleri uyumadan 10 dakika sessiz sakin bir köşede gözlerimi kapatıp oturuyorum. Zaman zaman bedenime ve nefesime odaklanarak, zaman zaman dışarıdan gelen (ses, koku vs.) uyaranları hissederek zihnimden geçenleri izliyorum. İşte zihnime yaptırdığım antrenman bundan ibaret.
‘Beyaz sayfa aldığımız nefes, siyah nokta alamadığımız altın’
Kulağa çok basit geliyor.
Peki beyinde hangi bağlantılar harekete geçiyor da bu kadar basit bir şey işe yarıyor? Sen nefesini alıyordun, derken bir düşünceye dalıp gittin, sonra da bunu fark ettin. İşte bu birincisi, yani ‘farkındalık.’ Sonra tekrar nefesine dönmeyi seçtin. Bu ikincisi, yani ‘odaklanma.’ Bunları yaparken duyularını da açık tutuyorsun ve duyduğun, gördüğün dokunduğun şeyi hissediyorsun. Bu da üçüncüsü, yani ‘anda kalma.‘
‘Anda kalma’ dedin. Bu yanlış anlaşılmaya çok müsait bir konu. Pek çok insan, “Gelecekle ilgili bir sürü kaygım varken, nasıl düşünmeyeyim” diyor.
Bilinçli olarak “Şu an şu kaygımla ilgileneceğim, alternatifleri değerlendireceğim” diyorsanız ne ala. Çocuğunuzla oynarken ya da dostlarınızla yemekteyken aklınızın hep başka yerde olmasının geleceğe bir faydası olmuyor. Anda kalmak, her ne yapıyorsan, onu bilinçle ve farkında olarak yapmak demek daha çok.
Gelecekle ilgili tatlı hayallere dalıp gitsek, bunun ne zararı olur?
Güzel bir soru. Hayal kurmak güzel tabii ki. Ama zihin kendini rahat bırakmak yerine geçmişteki yanlışları taramaya ya da gelecekte oluşabilecek muhtemel sorunlara çözüm üretmeye daha meyilli. Bu bilimsel bir gerçek. Yani dalıp gittiğimizde kendimizi olumsuz düşüncelerin içinde bulmamız daha muhtemel. Arkadaşlarınızla bir deney yapın isterseniz. Beyaz bir kağıt alın, köşesine siyah bir nokta çizin ve “Burada ne görüyorsun” diye sorun. Çoğu “Siyah bir nokta” der. İşte beynimiz böyle çalışıyor. Koskoca beyaz sayfayı değil, küçük siyah noktayı görüyor. Herkes altın alamaz, bu da altını değerli yapar. Peki herkes nefes alabiliyorsa, bu nefesi değersiz mi yapar? Beyaz sayfa aldığımız nefes, siyah nokta alamadığımız altın.
Büyük teknoloji şirketlerinde çok sayıda insanın meditasyon yaptığını biliyoruz. Silikon Vadisi’nin meditasyon merakı nereden geliyor?

Silikon Vadisi deneme yanılmaya, inovasyona, bilime odaklı bir yer. İşe yarayan sistemlerle ilgileniyor. Bu açılardan soğuk bir yer aslında, Tibet gibi spiritüel değil. Bilimde de referanslara bakmak gerekiyor. Daniel Goleman diye bir psikoloji profesörü vardır, 25 yıl önce ‘Duygusal Zeka’ diye bir kitap yazdı, çeyrek asırdır duygusal zekayı konuşuyoruz. Goleman’ın, sinir bilimci Richard Davidson’la yazdığı son kitabı ‘The Science of Meditation’ (Meditasyonun Bilimi). Kitapta, meditasyonun yaşam kalitesi ve ruh sağlığı üzerindeki olumlu etkilerini bilimsel bulgulara dayanarak anlatıyorlar. Bilimin meditasyona ilgisini şöyle de anlayabiliriz: 70’li yıllarda meditasyon hakkında yazılmış topu topu üç makale varmış. Bugün sayı 6 binlere yaklaşıyor.
Bütün bu araştırmalar, bulgular seküler meditasyon kavramını, yani dinden arınmış bir tekniği doğurdu. Meditasyon Budizmden ayrı düşünülebilir mi?
Düşünülebilir tabii. Çok farklı dinlere mensup ya da hiçbir dine bağlı olmayan çok insan meditasyon yapıyor. Tibetli Budistler rahiplerle ilgili bana ilginç gelen, işin din kısmından çok meditasyon tekniğini geliştirmiş olmaları. Bin yıl bir dağın tepesindeki tapınakta yaşamış, meditasyon tekniğini kuşaktan kuşağa aktarmışlar. Her biri bir sonrakine nasıl öğreteceğini düşünmüş, bu şekilde ilerlemişler. Büyük bir bilgi birikimi oluşturmuşlar. Mesela nefes egzersizi çok basit bir şey gibi görünüyor ama sonuçta inovatif bir icat.
Meditasyon hala aynı şekilde yapıldığına göre, fazla ilerleme sağlayamamışız!
Gelişen görüntüleme teknikleri ve sinir bilimcilerin çalışmaları sayesinde beyni çok daha iyi anlayabildiğimiz doğru. Ama beynin ‘soft’ tarafı, yani düşüncenin nasıl oluştuğu, zihnin nasıl aktığı ve nasıl yol değiştirdiği büyük ölçüde muamma.
Bunu anlayabilsek yapay zeka konusunu da çözerdik zaten, ama çözemedik işte! Beynimizin ürettiği düşünceyi en iyi izleyen şey yine beynin kendisi. Meditasyon da beyindeki akışı en iyi inceleyebileceğin yöntem.
‘Meditasyonda yapamamak, becerememek diye bir şey yok’
Sinir bilim, bin yıllık birikim, inovasyon… İnsan, “Becerebilir miyim acaba” diye düşünmeden edemiyor.
Meditasyon konusunda kendi deneyimlerimi paylaşırken dinleyenin bir yetersizlik hissine kapılması, en son isteyeceğim şey. Çünkü kafasının içinde bir beyin olan ve nefes alan herkes meditasyon yapabilir. Kimse, “Onda oluyor bende neden olmuyor? Bak işte bir nefes almayı bile beceremedim” diye düşünmemeli. İster bir uygulamanın yönlendirmelerini dinleyerek ister kendi kendinize yapın meditasyonda yapamamak, becerememek diye bir şey yok. Bu konuda yarışmanın anlamı da yok. Herkes kendince bir mesafeyi mutlaka kat ediyor. Zaten burada varılan bir son da yok. Klasik deyişle, yolculuk hep devam ediyor.
Homo Sapiens’in yazarı tarihçi Yuval Noah Harari, berrak bir zihne meditasyonla ulaştığını söylüyor. Hatta, gelecekte meditasyonun getirdiği sağlam bir psikolojinin, en iyi okulların diplomalarından daha faydalı olacağını iddia ediyor.
Eskiden okurdun, bir meslek sahibi olurdun. Şimdi okurken okulların bölümleri değişiyor, başka bir bölüme dönüşüyor. Kendi mesleğinin tanımı değişiyor. Yeni alanlar açılıyor… Dolayısıyla artık dinamik, esnek, kolay adapte olan bir jenerasyon yetiştirmemiz gerekiyor. Bu da düşüncelerini hızla odaklamakla, o anın içinde doğru değerlendirmeler yapabilmekle mümkün. Farkındalık önemli, çünkü artık anne babalar çocuklarına “Senin için iyisi budur” diyemeyecek. Çünkü onlar da bilemeyecek. Gencin, o değişken ortamda bunu fark edebilmesi gerekiyor.
Kaliforniya’da bazı ilkokullarda müfredata girdi sanırım.
Kızım bu konuda şanslı, Kaliforniya’da meditasyon ve farkındalık kavramları ilkokullarda eğitim öğretimin bir parçası. İleride daha çok ülke, okuma yazma öğrettiği gibi meditasyon öğretecek. Yani bu kadar temel bir araç. Eninde sonunda bunun Türkiye’de de olacağını zaten düşünüyorum ama keşke geç kalmasak diyorum.
Yetişkinler için eğitim olanakları nasıl?
New York University’de Inner MBA diye bir program var, ben ona devam ediyorum. Meditasyonun olumlu etkilerini iş hayatındaki uygulamalarına yoğunlaşan bir program.
Güzellik, sağlık mutluluk… Maddi manevi istismara çok açık konular. Mesafeli duranların bir sebebi de kim bilir bunun altında ne üçkağıt çıkacak kaygısı olabilir.
Bunun çözümü güvenilir bilgi kaynaklarının artması ki bugün dünyada bilgiden daha bol bir şey yok. İngilizce’de çok var, Türkçe kaynakları da artırmak lazım.
Spiritüelliği abartan insanlar sık sık mizah malzemesi oluyor. Nasıl hissediyorsun?
Mizah malzemesi olması çok doğal. Şaşılacak derecede basit konulardan bahsediyoruz. O kadar basit ki komik geliyor. Örnek vereyim. İnsanın hep savunmada olduğu bir hal vardır ya, hep saldırı altında hissedersin. İnsanları iyi kötü diye ayırırsın. Bu kafa yapısından çıkıp diğerlerinin de bizim gibi insan olduğunu… (gülüyoruz), bak işte o kadar basit ki komik geliyor kulağa. Tabii ki diğerleri de insan. Ama hikayeyi kendi ihtiyaçlarınla, kendi savunma mekanizmalarınla kurduğunda beynin alt katmanları diğerlerini insan olarak görmüyor. Ya tehdit görüyor, ya düşman görüyor. Onun da mutlu olmaya çalıştığını onun istekleri olduğunu anlamıyor. Bilinç bu bilgiyi çok basit görüyor ama beynimizin katmanları onu öyle yaşamıyor. Meditasyon bize o katmaların da onu öyle anlayıp yaşamasını sağlayan bir araç.
‘Beynimin yumruk gibi sıkışan yerlerinin açılması…’
Biraz da şakayla karışık sormak istiyorum. Bu kadar zaman ve emek harcıyorsun, belki çok inanıyorsun ve faydasını da görüyorsun. İnsanları omuzlarından tutup sarsmak istemiyor musun, meditasyona başlamaları için?
İstiyorum ama deli demesinler diye tutuyorum kendimi! Şaka bir yana, ben nasıl bunu keşfettiysem, beynimin yumruk gibi sıkışan yerlerinin açılmasını yaşadıysam, başkaları da aynı şekilde keşfedecekler diye umuyorum. Ben en fazla merak edip soranlara bildiklerimi anlatabilirim. İnsanlar böyle şeylere, ancak kendileri ihtiyaç duyup yöneldiklerinde emek harcayabilirler. Kolay değil 20 dakika bir şey yapmadan durmak.