Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Hakan tepkilere neden olan ‘İsraf‘ manşetlerini savundu.

Hürriyet ekonomi muhabiri Emre Eser farklı meslek kollarında bir gün deneyimleyerek yazdığı haberlerinde dün temizlik işçisi olmuştu.
Eser, “Çöpe atılan taze ekmek ve yiyeceklerin çokluğuna üzüldüm” dediği haberinde şu ifadeleri kullanmıştı: “Taze ve dokunulmamış ekmekler, meyveler, hazır yiyecekler, yeni kıyafetler… Hepsi çöpe atılmıştı. Üstelik her sokakta durum böyleydi. Türkiye’de gıdaların israf edildiğini hepimiz biliyoruz ama çöpe bakınca durumun ne kadar vahim olduğunu gördüm. Her konteynerin içinde ve yanında onlarca paketlenmiş ekmek var. Bazı mahallelerde ise çöpün yanına asılmış. Ama onlar da nihayetinde çöpe gidiyor.
Görev yerimiz olan iki semt Cihangir ve Hacıahmet gelir düzeyi ve yaşam tarzı bakımından da ayrışıyor. Ancak tek ortak gözlemim iki semtte de çöpe atılan ürünlerin markaları, kaliteleri ve çeşitleri değişse de ekmek ve gıda değişmiyor.”
Hürriyet yazıişleri ise gazetenin manşeti olan haberi 1’inci sayfaya “Çöp topladım, israfı gördüm” başlığıyla taşımış ve şu ifadeleri kullanmayı tercih etmişti: “Her yerde konuşulan ve devletin raporlarına giren büyük israfı çöp kutularında gördüm. İsrafta zenginle fakirin birbirinden farkı yok.”
Sosyal medyada büyük tepkiye neden olan haberle ilgili Hürriyet ülkede yaşanan yoksulluğu görmezden gelip vatandaşları israfla suçlamakla eleştirilmişti.
Gazetenin genel yayın yönetmeni Ahmet Hakan bugünkü köşesinde manşetlerini şu sözlerle savundu:
“Temizlik işçilerinin nasıl çalıştığından ne kadar kazandığına, çöp toplama tekniğinin değişiminden ‘Çöpçüler Kralı’ filmine kadar birçok ilginç unsurun yer aldığı bu izlenim yazısında…
Türkiye’nin ve hatta dünyanın değişmez gündemi israfa da değinmişti Emre. Zengin semtlerde de rastlamıştı israfa, yoksul mahallelerde de. İkisinin arasındaki farka işaret etmeyi de ihmal etmeyerek.
Emre’nin izlenimlerinden yola çıkarak attık ‘israf‘ manşetimizi. Ama ne oldu?
Şu oldu: Art niyetli bir kesim, her zaman olduğu gibi sayılarıyla hiç de mütenasip olmayan oranda büyük bir gürültü kopardı.
Güya biz… ‘Yoksulluk yok, israf var‘ demeye getiriyormuşuz! Böyle art niyetli, böyle önyargılı, böyle haksız bir yaklaşım… Ancak ve ancak politik çekişmelerin ve cepheleşmelerin esiri olmuş zihinlerden çıkabilir.
Al işte! Bu yaptıklarıyla… Yazmaya bile gerek olmayan şeyleri yazdırıyorlar bize:
İsraf haberi yapmak, yoksulluk yok demek değildir.
Hem yoksulluk hem de israf olur.
İsraf ve yoksulluk Türkiye’nin değişmez gündemleridir.
Öyle bir devirde gazetecilik yapıyoruz ki…
Bin türlü niyet okuyuculuğun…
Milyon türlü açık arayıcılığın…
Zirilyon türlü önyargının…
Cenderesine alınmış gibiyiz.
Hakan’ın bütün bu değerlendirmeden sonra “Hakikaten de ‘basın belada’” ifadesini kullanması ise manidardı.
Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) dün 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü nedeniyle gazetecilerin yaşadığı zorluklara dikkat çekmek ‘Basın Belada’ isimli bir de kampanya başlatmıştı.
TGS’nin kampanyayı şöyle açıklamıştı: “Türkiye’de medya özgür değil. Gazeteciler sansürleniyor, kovuluyor, hapse atılıyor. Böylece toplum haber alma hakkını, ülkemiz demokrasisini kaybediyor. Çünkü basın beladaysa, demokrasi askıda. Basın beladaysa, herkesin başı belada.”