NURAY MERT
Eskiden bu tür bir soru sormak caiz değildi, zira değil İslamcı veya dindar olmak, İslami terimler kullanmak bile zan altında olmak anlamına gelirdi. Çok değil, 2008’de iktidar partisi ‘irticanın odağı olmak’ ithamıyla kapatılma noktasına gelmişti. Bu şartlar altında İslamcılığı tartışma konusu yapmak adil ve ahlaki değildi.
Ama artık işler değişti, başlarda kendine ‘muhafazakar demokrat’ sıfatını uygun bulan şimdilerde ‘muhafazakar’la yetinen iktidar partisi, üzerindeki vesayet çabalarını bertaraf etti. Gerçi, iktidar çevreleri ‘paralelci darbe girişimi’ adı altında bir tehditle mücadele ettiklerini ileri sürüyor ama, gerçek ne olursa olsun, bu kavganın konusu da İslamcılık veya muhafazakarlık değil.
Giderek daha fazla İslamcı referans
O halde, artık ‘İslamcılık’ konusunu açıklıkla konuşabiliriz ve konuşmalıyız. Neden mi? Çünkü, iktidar partisi giderek daha fazla İslamcı siyaset referanslarını öne çıkarıyor ve bu ülkede yaşayan bizlerin muhafazakar demokrat bir siyasetle mi, İslamcı bir siyasetle mi karşı karşıyayız bilmek hakkımız.
Yok, son başörtüsü uygulamasından söz etmiyorum; ben ebeveynlerin çocuklarını istediği gibi yönlendirme hakkı olduğuna inanan biriyim. Velev ki mevcut iktidar başörtüsünü siyasi koz olarak kullanıyor olsun, bu benim ilkesel tavrımı değiştirmem için gerekçe değil.
Dindarların siyaseti başka İslamcı parti başka
Ben, genel olarak, dindar ünvanlı bir iktidarın giderek otoriterleşmesinden ve bu meyanda dini referansların iç ve dış siyasetin merkezine taşınmasından söz ediyorum. Muhafazakar, dindar insanların siyaset yapması, şu veya bu mevkiye gelmesi başka şey, İslamcı siyaseti benimseyen bir partinin söz konusu olması başka bir şey. Aradaki fark şu: Bir insanın dünyaya dini değerler çerçevesinden bakması, özel olarak kendi hayatını buna göre tanzim etmesi, dahası bu yönde kamusal özgürlük alanı talep etmesi veya bu talepleri hayata geçirmesi ‘muhafazakar demokratlık’la açıklanabilir bir durum. ‘İslamcılık’ ise bambaşka bir şey veya başka bir şey olarak telakki edilmeli.
‘İslamcılık’ tanımı yapmak zor ve tartışmalı. Ancak kendine İslamcı diyen düşünür, siyasetçi ve akımların ortak noktası, İslami bir devlet yönetiminde, İslami bir toplumu inşa etmek iddiası.
İslami devletin vasfı veya İslami toplumun tarifi konusunda farklı yaklaşımlardan söz edebiliriz. Ama İslami referansların siyasete ve topluma egemen olmasını öngörmeyen bir İslamcılık söz konusu olamaz.
O halde, bir siyasi partinin muhafazakar demokrat mı İslamcı mı olduğu son derece önemli bir mesele. Şöyle ki sadece İslamcılık, tüm toplumu İslami referanslı siyasi otoriteye tabi kılmak ve bizatihi toplumu bu referanslar çerçevesinde tanzim etmeyi önerir. Buna karşın, muhafazakar demokratlık demokrasiyi referans almayı gerektirir, siyasi otoritenin farklı dünya görüşlerine eşit mesafede olması ön kabulune dayanır, toplumu tek referansa dayalı olarak tanzim etme çabasını reddeder.
İslamcılık dini değil, siyasi bir tercih
Kuşkusuz, insanlar ideolojik tercihler yapmakta özgürdür, bu çerçevede ‘demokrasi’ye inanmak zorunda da değil. Diğer taraftan, ‘İslamcılık’ sıklıkla karıştırıldığı gibi ‘dini’ değil, ‘siyasal’ bir tercihtir ve insanlar kendi kanaatlerince bu tercihi yapabilir. Ancak, dindarlığın İslamcı olmayı gerektirdiğini düşünenler olduğu gibi böyle düşünmeyenler de olabilir. Her Müslüman ne demokrasiye inanmak zorundadır, ama ne de dini inancı gereği ‘İslamcı’ olmak durumundadır.
Şimdi, muhafazakar bir partinin güçlü bir biçimde iktidarda olduğu bir ülkede yaşayan bizlerin bilmesi gereken bir şey var: Mevcut iktidar muhafazakar demokrat mı, İslamcı mı Yani, burası dindarların özgürlük alanını demokratik çerçevede genişleten yani özgürlükçü-demokrat bir yaklaşımın gereğini yapan bir siyaset hattında mı, yoksa siyasal otoritenin ve toplumsal nizamın İslami referanslara dayalı bir siyaset hattında mı? Bilmek ve siyasal tartışmayı daha sahici ve samimi bir zeminden yapmak hakkımız değil mi?
İktidar otoriter siyaset hattında
Mevcut iktidarın demokratik siyaset hattında değil, otoriter siyaset hattında ilerlediği bir gerçek. Peki ‘İslamcılık’ bu tablonun neresinde derseniz, şurasında: Otoriter siyasetler hep ideolojik bir meşruiyet çerçevesinde hayata geçer ve AKP de otoriter siyasetini giderek daha fazla dini/milli/yerli kavramlar çerçevesinde kuruyor.
Radikal bir İslamcılık söyleminden söz etmiyorum, söz konusu olan elbette bu değil, ancak siyaset giderek daha fazla ‘yerli değerler, çoğunluğun değerleri’ üzerinden kuruluyor. Yani, evrensel değerler giderek geri plana düşerken siyasi meşruiyet daha fazla ‘bize ait’ değerlere dayandırılıyor.
Hepimiz biliyoruz ki, ‘bize ait değerler’ ‘İslami değerler’ olarak varsayılmakta. Siyasi eleştiriye karşı tahammülsüzlük, giderek daha fazla ‘bu halka ve onun değerlerine karşı düşmanlık’la yaftalanıyor. Siyasal tartışmalar Müslüman dostluğu ve düşmanlığı üzerinden kodlanıyor.
Dini otoriterlik
Oysa, Müslüman veya değil, bir toplumun tamamını tanımlayan değerler sistemi olduğunu kabul etmek durumunda değiliz. Söz konusu olan Müslüman toplum ise de ne herkesin dini inanç sahibi olmasını, ne de Müslümanlığın sadece tek tipte algılanması veya yaşanmasını beklemek durumundayız.
Yerli veya değil, hangi değerlere inanacağımız ve hangilerine karşı çıkacağımız özgür seçimlerimizin sonucu olmalı. Topluma toptan kimlik ve değerler atfetmek otoriter siyaset bakışının sonucudur, bu kimlik ve değerler İslami referanslı ise ‘dini otoriterlik’ten söz ediyoruz demektir.
İslamcılık, sadece cihat çağrısı yapmak veya çok radikal bir çizgide olmak demek değildir. İslam adına dinsel otoriter siyaset perspektifi İslamcılık, İslamcılık dinsel otoriterliktir. Kaldı ki mevcut iktidarın dindarların özgürlük alanı, hak ve talepleri dışında kalan diğerlerine karşı sadece ilgisiz değil tahammülsüz olması, özgürlükten sadece dindarların özgürlük alanını anlaması, giderek daha fazla toplumun İslami referanslarla tanzim edilme çabası olarak algılanacak hale geldi.
Dahası, zaten bir ülkede sadece bir kesimin özgürlük alanı genişliyor, diğer tüm hak ve özgürlükler baskılanıyorsa bu kamu alanının tek bir referansa göre tanzim edilmesi demektir.
Dava, inşa, kurucu siyaset ne?
Nitekim, iktidar çevresi, siyasetini giderek daha fazla ‘dava’ eksenine oturtması, ‘inşa’dan, ‘kurucu siyaset’ten bahsetmesi davanın ne olduğu, neyin inşa edildiği, neyin kurulduğu sorularının cevaplandırılmasını elzem kılıyor. İktidar partisi de, onu destekleyen çevre de İslamcı siyaseti benimsiyorsa bunu açıkça söylemekten çekinmemeleri gerekir; aksi ahlaki değildir. Davaları neyse bilelim, bu ülkede ne inşa edilecek, ne kurulacak, ne yıkılacak bilmek hakkımız.
En önemlisi bu. O nedenle konu dağılıp, uç noktalara gitmesin diye, iktidarı destekleyen çevrelerde, İslamcılık konusunda daha doğrudan yapılan göndermeleri, hatta cihatçı liderlere selam göndermeleri şimdilik bir yana bırakıyorum.