CANAN COŞKUN
canancoskun2@gmail.com / @canancoskun
‘Büyükada Davası’ üç yıl önce başlatıldığı günlerde hükme bağlandı. Uluslararası Af Örgütü, İnsan Hakları Gündemi Derneği, Yurttaşlık Derneği, Eşit Haklar İçin İzleme Derneği, HAK İnisiyatifi, Kadın Koalisyonu’ndan hak savunucularının yargılandığı davada dört kişiye hapis cezası verildi. Üç yılda davaya siyasetçiler ve iktidar yandaşı gazeteler müdahale etti ve hak savunucuları üzerinden sivil toplum cezalandırıldı.
Büyükada’da 10 hak savunucusu 5 Temmuz 2017’de filmlerdekine benzer bir polis baskınıyla gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi Direktörü İdil Eser, Yurttaşlık Derneği üyeleri Özlem Dalkıran ve Nalan Erkem, Kadın Koalisyonu üyesi İlknur Üstün, insan hakları aktivistleri Ali Gharavi ve Peter Steudtner, İnsan Hakları Gündemi Derneği üyeleri Günal Kurşun ve Veli Acu, Eşit Haklar İçin İzleme Derneği’nden Nejat Taştan ile HAK İnisiyatifi’nden Şeyhmus Özbekli’ydi. Büyükada’da bir otelde düzenlenen ‘İnsan Hakları Savunucularının Korunması ve Dijital Güvenliği’ başlıklı bir toplantıydı basılan. Toplantının tarihi aylar öncesinden kararlaştırılmıştı. Hak savunucularının telefonlarına el konulduğu için gözaltına alındıklarını yakınlarına haber veremediler. 30 saat sonra avukatlar hak savunucularının gözaltına alındığını öğrendi ancak birden fazla karakola dağıtılmışlardı.
Hak savunucuları 12 gün boyunca gözaltında tutulduktan sonra, 17 Temmuz’da İdil Eser, Özlem Dalkıran, Ali Gharavi, Peter Steudtner, Günal Kurşun, Veli Acu tutuklandı, dört hak savunucusu da adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
İktidar ve medyası sahneye çıkıyor
Henüz tutuklama kararı verilmeden önce Sabah, Takvim, Akşam gibi yandaş gazetelerde hak savunucularına ‘provokatör, ajan’ gibi suçlamalar yöneltildi. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da toplantıyı “15 Temmuz’un devamı niteliğindeydi” diye hedef gösterdi. Bir gün sonra Emniyet, hak savunucularının el konulan dijital materyallerinden bazı bilgileri iktidar medyasına servis etti. Bu haberde yalnızca hak savunucuları hedef gösterilmemiş, başka gazeteciler de fotoğrafları yayınlanarak suçlanmıştı.
Dört hak savunucusunun serbest bırakılmasından sonra Akşam gazetesinin genel yayın yönetmeni Murat Kelkitlioğlu, 19 Temmuz’da savcının serbest bırakılan hak savunucularının tutuklanması talebinde bulunduğunu duyurdu. Bunun üzerine serbest bırakılan hak savunucularından İlknur Üstün ve Nalan Erkem de tutuklandı.
Tutuklamaların yapıldığı sırada CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ‘Adalet Yürüyüşü’ndeydi. İktidara yakın Star, Sabah, Güneş, Akşam ve Türkiye gazeteleri, hak savunucularının Kılıçdaroğlu’nun İstanbul’a yaklaştığı sırada ‘yeni bir Gezi provokasyonu çıkaracağını’, ‘Gharavi ve Steudtner’in ajan olduğunu’ yazdı. Özlem Dalkıran’ın o günlerde yaklaşmakta olan Cumhuriyet Davası için kurulan WhatsApp grubunun adından yola çıkarak 24 Temmuz’da kaos çıkarma planı içinde olduğu iddia edildi. Oysa grubun adı davanın ilk duruşmasına atıfta bulunmak için “24 Temmuz Birlikte Özgürüz” olarak konulmuştu. Bu suçlamalarla sekiz hak savunucusu 113 gün boyunca hapiste tutuldu. İddianamede suçlamaların hiçbiri yoktu.
Büyükada gözaltılarından bir ay önce Uluslararası Af Örgütü Onursal Başkanı avukat Taner Kılıç, ‘FETÖ üyeliği ve ByLock kullanıcı olduğu’ iddiasıyla tutuklanmıştı.
10 hak savunucusunun davasının ilk duruşması 25 Ekim 2017’de yapıldı. Bu duruşmada tutuklu tüm hak savunucuları serbest bırakıldı. Taner Kılıç’ın da dosyası İstanbul’daki davayla birleştirildi. Kılıç’ın tutukluluğu 31 Ocak 2018’e kadar sürdürüldü. Kılıç’ın telefonunda ByLock olmadığı ortaya çıkınca yargılamayı yapan İstanbul 35’inci- Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tahliye edilen Kılıç, 24 saat geçmeden 1 Şubat’ta savcının itirazı üzerine yeniden tutuklandı. Kılıç, 15 Ağustos’da yeniden tahliye edildi.
Savunmayı gözardı eden mütalaa
27 Kasım 2019’da görülen duruşmada savcı esas hakkındaki mütalaasını açıkladı. Savcı Taner Kılıç’ın ‘örgüt üyeliği’ suçundan, Günal Kurşun, İdil Eser, Özlem Dalkıran, Nejat Taştan, Veli Acu’nun da ‘örgüte üye olmamakla beraber yardım’ suçundan cezalandırılmasını istedi. Savcı, ‘örgüte yardım etme’ suçunu işlediklerine dair inandırıcı delil elde edilemediğinden Peter Frank Steudtner, Ali Gharavi, İlknur Üstün, Nalan Erkem ve Muhammed Şeyhmus Özbekli hakkında ise beraat kararı verilmesini talep etti. Dört sayfalık mütalaada, Kılıç’ın Bank Asya’ya para yatırması ve kız kardeşinin eşinin yakalama emri bulunan Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Kamış olması gibi gerekçelere dayanarak Taner Kılıç’ın ‘örgüt üyeliği’ suçundan cezalandırılmasını istedi.
İddianamedeki delillere dayanarak Günal Kurşun, İdil Eser, Özlem Dalkıran, Nejat Taştan, Veli Acu’nun da ‘örgüte üye olmamakla beraber yardım’ suçundan cezalandırılmasını talep eden savcı, ‘örgüte yardım etme’ suçunu işlediklerine dair inandırıcı delil elde edilemediğinden Peter Frank Steudtner, Ali Gharavi, İlknur Üstün, Nalan Erkem ve Muhammed Şeyhmus Özbekli hakkında beraat verilmesini istedi. Oysa iddianameyi tekrar eden bu suçlamalar yargılama aşamasında hak savunucuları ve avukatları tarafından somut delillerle çürütülmüştü.
Kavala etkisi
Mütalaanın açıklanmasından sonraki duruşmada mahkemenin esas hakkındaki savunmaları alarak hükmü açıklaması bekleniyordu. Ancak mahkeme savunmaların yetişmeyeceğini öne sürerek duruşmayı 3 Nisan’a erteledi. Heyetin bu karar değişikliği avukatlar arasında Osman Kavala etkisi olarak değerlendirildi. Çünkü bu duruşmadan bir gün önce Osman Kavala’yı tahliye eden İstanbul 30’uncu Ağır Ceza Mahkemesi heyeti hakkında Hakimler ve Savcılar Kurulu inceleme başlatmıştı.
İktidar medyası yeniden sahnede
Covid-19 salgını nedeniyle 3 Nisan’da yapılamayan duruşmanın 3 Temmuz’da yapılmasına karar verildi. Duruşmada önce Sabah, Takvim, A Haber ve Demirören Haber Ajansı, organize bir şekilde ‘Davada karar çıkması bekleniyor’ ve ‘İlginç detaylar ortaya çıktı’ başlıklı haberler yayınladı. Haberlerde dava sürecinde çürütülen iddialar tekrarlanıyor, savcının esas hakkındaki mütalaasında yazılı soyut suçlamalar sanki hak savunucuları tarafından işlenmiş somut suçlarmış gibi yazılmıştı.
Esas hakkındaki mütalaa ve iktidar yanlısı gazetelerin hedef gösterdiği dört hak savunucusu mahkemenin açıkladığı hükümle mahkum edildi. Taner Kılıç, ‘FETÖ üyeliği’ suçlamasıyla altı yıl üç ay, İdil Eser, Özlem Dalkıran ve Günal Kurşun’a da silahlı terör örgütlerine (FETÖ/PDY, PKK/KCK ve DHKP/C) yardım etme suçlamasıyla iki yıl bir ay hapis cezası verildi.
Operasyonun başlatıldığı günlerde ve davanın yerel mahkemece hükme bağlanacağı günün hemen öncesinde iktidar medyasında organize bir şekilde yayınlanan haberlerle hak savunucuları kamuoyunun gözünde suçlu ilan edildi. Örnek vermek gerekirse İdil Eser, ‘Türkiye’ye biber gaz ihracatının yapılmaması’ kampanyası nedeniyle hapis cezasına çarptırıldı. Hak savunucuları üzerinden sivil toplum kuruluşlarının çalışmaları kriminalize edildi.