Yiğit Bulut'a açık mektup

mertMERT YILDIZ

mertyldz@gmail.com / Twitter: @my2048

Sevgili Yiğit Bulut,

Biz iktisatçıların hiçbir soruya doğrudan cevabı olmaz. ‘Hayır yanılıyorsun‘ dememek için, ‘Analizine katılıyorum ama çıkarımlarına değil’ deriz. Bugün Star gazetesindeki yazın için söyleyebileceğim tek şey de bu: Analizine katılıyorum ama çıkarımlarına değil.

Yazında sol eksenli partilerin Türkiye’nin organik yapısına ters geldiğini söylemişsin. Doğru.

Muhafazakar sağ partilerin ise halka hitap ettiğini yazmışsın. Bu da doğru.

Türkiye’nin ‘elitist’ ve ‘Batıcı’ liderlerinin ülkeyi organik toprağından çıkarıp, inorganik bir saksıya sokmaya çalıştığını yazmışsın. Hiçbir itirazım yok.

Sonunda da AKP’nin bu süreci tersine çevirdiğini, bu yüzden kabul gördüğünü ima etmişssin.

Benzetme güzel, bilgi eksik

Tüm bu çıkarımları da Rus çarı Petro’nun halka uygun olmayan bir modeli dayatarak Rusya’yı çökerttiğinden yola çıkarak yapmışsın. Güzel bir benzetme ama eksik bilgi.

Öncelikle Petro’nun Rusya’yı Avrupa’nın en güçlü devletlerinden biri haline getirdiğini ve kendi döneminde halkın refahının ciddi biçimde arttığını söylemek lazım. Ayrıca Rusya’nın çöküşü Petro’nun reformlarının halk tarafından kabul edilmemesine değil, sefa düşkünü oğlu Peter II Aleksiyeviç’in babasının izinden gitmemesi bağlı.

Yine de iyi bir benzetme. Peki tüm bunlara katılıyorsam neden bu yazıyı yazıyorum?

Bir liderin görevi ve Castro örneği

Çünkü sanırsam liderlerin görevini farklı tanımlıyoruz.

Gerçek bir liderin amacı halka ayna tutup, ‘Ben sizden biriyim’ diyerek oy almak mı? Eğer buysa hiçbir itirazım yok. Ama bence bir liderin görevi halkı aydınlatmak ve kalkındırmak olmalı… Halk bunu reddetse bile.

Küba devriminden hemen sonra dönemin ABD başkan yardımcısı Richard Nixon, devrim lideri Fidel Castro’yla görüşmüş. Toplantının ayrıntılarını Nixon da Castro da ayrı ayrı anılarında paylaşmışlar.

Özetle Nixon Castro’ya pek çok öğüt vermesine rağmen, Castro ‘Halk ne isterse ben onu yaparım’ deyip durmuş. Sonunda Nixon Castro’ya bir liderin halkı takip etmemesi gerektiğini, vizyon sahibi olup popüler olmasa da halkı kalkındırmaya yönelik reformlar yapması gerektiğini öğütlemiş. Castro, ‘Evet haklısın’ deyip ülkesine dönünce çevresindekilere danıştıktan sonra Küba’nın sosyalist bir ülke olacağını açıklamış…

Castro halkın dediğini yapsaydı

İyi mi kötü mü yaptı tartışılır. Bugün Küba bizim standartlarımıza göre ABD’ye oranla çok daha fakir bir ülke. Ama Küba halkı ABD halkına göre daha mutlu, daha sağlıklı ve daha eğitimli.

En önemlisi ise hala Castro’yu seviyorlar. Çünkü Castro’nun başta halkın organik yapısına ters düşen reformları Küba’nın dünyanın en büyük gücüne kafa tutmasını ve halkın kısa sürede kalkınmasını sağlamış.

Eğer Castro halkın istediğini yapmış olsaydı, Küba bugün komşusu Porto Riko gibi bir Amerikan eyaleti olurdu.

Cumhurbaşkanının değil, padişahın başdanışmanı olurdun

Eğer ‘Gazi’ halkın organik yapısına uygun işler yapmaya çalışsaydı, bugün seçilmiş bir cumhurbaşkanının değil, padişahın başdanışmanı olurdun.

Eğer Hazreti Muhammed Mekke halkının organik yapısına uygun işler yapmaya çalışsaydı, bugün putlara tapıyor olurdun.

Dünyayı ve ülkeleri değiştiren liderler zor olanı yapıp halkı aydınlatan kişilerdir, organik yapısı bu diyip halkı takip eden değil.

Toprak bozulduysa, saksıya geçmenin vakti gelmiştir

Eğer toprak bozulduysa, saksıya geçmenin vakti gelmiştir. Ancak bu saksıda kök salarsak bir ‘cihan devleti’ olabiliriz.

Dipnot: Belki bir ilham olur ümidiyle bu linki yolluyorum. İyi tarafa geçmek için hala geç değil.