
H. AYHAN TİNİN
Sanat da var
insanatinart@gmail.com
Meclis 100 yaşında!
Perde açılırken ilk replik gibi.
Piyano resitalinin ilk notası gibi.
Tuval üzerindeki ilk fırça darbesi gibi.
Filmin ilk karesi gibi.
Bağımsızlık yolunda bir milletin, malumu ilân etmesi dünyaya…
Atatürk bu ilk ateşi çocuklara armağan etmiş.
Kan ve gözyaşı ve toprak ve ter ve acı içinde koşarken askeri ve sivil bütün cephelerde nereden, nasıl aklına gelmiş? Çünkü O bir sanatçı aynı zamanda! Sanatçı olmak eser üretmek, eser bırakmak, her şeyi büyük bir örüntü içinde algılayıp, bütün taşları doğru yerine koyma ustalığıdır çünkü…
Çocuklara armağan edilmiş bir bayram! Çocuklar milletlerin ilk ateşidir çünkü… Gelecektir, umuttur, yeni olandır, düşleri rengarenk olandır, hayal kurandır, konuşmaya başlayınca şarkı söyler, eli kalem tutunca resim yapar, bir araya gelip oyun kurunca tiyatro sergiler. Babam yazının başlığını okuyabilseydi önce beyaz bıyıklarının altından o güzelim sesiyle “Şekerci manisi gibi olmuş” der, sonra 23 Nisan diye affederdi. Çocuklar sevgiyle büyürse, sanatla olgunlaşır; milleti de olgunlaştırır, sevgiyle buluşturur çünkü!
Yazık ki biz çocuklarımızı sanata özendiren bir millet değiliz henüz. “Önce eline ekmeğini al, sonra boş zamanlarında ister tiyatro yap, ister resim…” diyoruz. Sanki sanat kredi satmaktan, bilanço yapmaktan, vergi makbuzu doldurmaktan, excel tablo hazırlamaktan daha gereksiz, daha emek gerektirmeyen bir alanmış gibi… Atatürk ne diyor, Muhit mecmuasının 1928 yılı 2’nci sayısında: “Sanat güzelliğin ifadesidir. Bu ifade sözIe olursa şiir, nağme oIursa musiki, resimle olursa ressamlık, oymayla olursa heykeItraşIık, bina ile olursa mimarlık olur.”
TÜİK verilerine bakarsak kültür sanat harcamalarının yalnızca yüzde 6’sı civarında bir bölümü tiyatro, sinema ve konsere ayrılmış. Ağırlıklı tüketim dijital görsel platformlarda, kablolu yayınlarda filan… Olmaz! Sanat insanla yapılır. Seyirciyle, sergiyi gezenle, sahneyi izleyenle, ayağa kalkıp alkışlayanla, karşısına geçip hayranlıkla seyredenle…
Bugün 23 Nisan. Bu lanet COVİD-19 tam da bugünleri buldu. Şiirler yok, tiyatrolar yok, şarkılar yok, konserler yok. Olsa ne değişirdi? En azından içimiz daha sıcak olurdu. Yoksa biliyoruz yine aileler “Önce bir işin olsun, elin ekmek tutsun.” diyecek çocuklarına…
Sanılıyor ki sanatçı denize bakıp şiir yazan, gökyüzüne bakıp beste yapan insandır. O yüzden koca koca şirketler işe insan seçerken, onlarca test yapar soru sorarken, insanların sanatsal eğilimlerine bakmıyor, aritmetik bilgilerini ölçüp, rasyonellik kriteri yapıyorlar. Oysa sanatçı neden sonuç ilişkilerini, nesneler ve olgular arasındaki bağları, insan ruhunun derinliklerini ve yapılan her davranışın insan üzerindeki etkilerini; öğrendikleri için değil, öyle oldukları ve hayata öyle baktıkları için en iyi bilen kişilerdir. Şiir basit bir eylemle değil bir matematik düzlemle yazılır, bir roman, bir tiyatro oyunu, bir beste finaliyle başlangıcı arasındaki örüntü ve sonuç ilişkilerini doğru kurduğu zaman var olur. Bir ressam ilk fırça darbesinde, son rengi tuvalin neresine ne zaman vuracağını zihninde planlamıştır. Ofis masalarındaki ekranlara iliştirilmiş ‘to do list’e benzemez sanatçının zihni, orada her şey büyük bir vizyonun görüntüsü ve bütünselliği içinde hayata geçmeyi bekler.
1924’de ilk ‘Musiki Muallim Mektebi’ni açıyor. 1920’de Darülbedayi’de Afife Jale Hanım cesaretle sahneye çıkıyor, 1930 yılında Atatürk’ün emriyle Belediyeler Kanunu’nun 15’inci maddesinde tiyatro binası yapma ve tiyatro topluluğu kurmak belediyelere bir ek görev olarak tanımlanıyor, 1934’de İran Şahı Rıza Türkiye’ye geleceği zaman özel bir opera yazdırılıyor. Mustafa Kemal sanatı sanayiden, sanatçıyı iş adamından ayrı ya da değersiz ya da ikincil görmüyor hayatının hiçbir döneminde.
Şimdi çocuklar biraz mahzun… Bugün 23 Nisan. Biz çocuklarımıza sanatçı olmak ile ünlü olmak arasındaki farkı anlatabildik mi? Kısa yoldan villa alabilmek için değil. Başka türlü yapamayacağı ve sanat olmazsa nefes alamayacağı için bir insanın beynini, yüreğini, hayatını notalara, harflere, heykelin çamuruna, tiyatro kulislerine, fırça ve renklerin cümbüşüne nasıl adadığını anlatabildik mi? Büyük sanatçıların yaşam öyküleriyle onları henüz küçük yaştayken tanıştırabildik mi?
Belki yeterince zaman bulamadık. Belki biz de yanıldık, geçim derdine düştük. Fakat bugün 23 Nisan. Çocuklar ne olur unutmayın, bu ülkeye bir Mustafa Kemal Atatürk geldi. O’nun sanat ve sanatçıyla ilgili sözlerini, düşüncelerini okuyun, yolunuzu bulursunuz!