ARZU YILMAZ
Kürtler siyasal mücadele tarihlerinde ilk kez ‘ortak bir düşman’ edinmiş görünüyor. Zira dört parça Kürdistan’ın özgün koşullarında biçimlenen Kürt siyasal hareketlerinin her biri için ‘düşman’ sayılan, bir diğeri için ‘dost’ ya da ‘müttefik’ olageldi. Bu durum, Kürtlerin bugüne kadar birlikte hareket etmesine engel olmakla kalmayıp kimi zaman da birbirlerini ‘düşman’ görmelerine de kaynaklık etti.
Ancak, IŞİD’in önce Musul ardından da Şengal’e saldırıları, bir bakıma Kürt siyasetinin doğası haline gelen bu açmazın aşılması yolunda önemli bir fırsat doğurdu. Kürt partileri arasında bir siyasi uzlaşma hala sağlanamamış olsa da, peşmerge ve gerilla güçleri IŞİD’e karşı birlikte savaşmaya mecbur kaldı.
Duvarlar yıkıldı

Böylelikle, siyasi rekabet refleksleri üzerinden Kürdistan içinde örülen duvarlar, acil güvenlik ihtiyaçları gereği yıkıldı. Aslında, Kürtlerin toplumsal ve ekonomik mobilizasyonu çok uzun zamandır bu duvarlarda gedikler açmıştı; fakat duvarların tümüyle ortadan kalkmasını sağlayan askeri zorunluluklar oldu.
Bu bağlamda, PKK’nin askeri varlığının Kürdistan’da daha da yayılma imkanı bulduğunun altını çizmek gerekir. Zira bugünkü koşullar itibariyle Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ve Kürdistan Yurtsever Birliği’ne (KYB) bağlı peşmergeler büyük ölçüde geleneksel nüfuz alanlarında kalmaya devam ederken, gerilla güçlerinin hem bu alanlarda hem de Irak Anayasası’na göre tartışmalı kabul edilen bölgede hareket kabiliyeti arttı.
Batı’yla buluşma
Bu tabloda dikkati çeken bir başka gelişme ise Kürt siyasal hareketlerinin yine ilk kez Batı ile ‘ortak tehdit’ algısında buluşması oldu. En son NATO toplantısında somut olarak dile getirildiği biçimiyle Batı için IŞİD en önemli güvenlik sorunu.
Üstelik bu ‘yeni’ güvenlik sorununa müdahalede de görece ‘yeni’ politikalar benimsenecek. ‘Yeni’ olan tarafı NATO’nun doğrudan bir müdahale gücü olarak görev almasından çok, NATO müttefik güçleri içinde yer almayan bölgesel aktörlerle bir işbirliği mekanizmasının oluşturulması gibi görünüyor.
Sevk ve kumanda Amerikalılarda
Bu noktada, halihazırda ABD’nin Irak Kürdistanı’nda yürüttüğü askeri faaliyetleri, görünen köyün kılavuzu olarak okumak sanırım doğru olur. Zira IŞİD’in Şengal’e saldırısı ardından Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne (KBY) verilen desteğin yalnızca ABD’nin hava bombardımanı ya da Avrupa ülkelerinin silah yardımından ibaret olmadığı herkesin malumu.
Ağırlıklı olarak Hewler ve Duhok bölgesinde konuşlanan ABD askeri birlikleri her şeyden önce peşmerge güçlerine doğrudan komuta ediyor. Önce Musul Barajı, ardından Zummar cephesinde yürüyen savaşta peşmerge gruplarını ABD askerlerinin sevk ve idare ettiği biliniyor.
Merkezi komuta zaafı

Diğer yandan, eşzamanlı olarak peşmerge gücünün yeniden yapılandırılması faaliyetleri de hızla sürüyor.
Bu bağlamda en önemli sorunlardan biri, KBY askeri gücünün çok parçalı ve merkezi bir komuta sisteminden yoksun olması. KBY Peşmerge Bakanlığı altında ve dolayısıyla birleşik bir güç sayılan 250 bin civarındaki peşmerge neredeyse tam ikiye bölünmüş olarak KDP ve KYB’ye bağlı hareket ediyor.
KBY İçişleri Bakanlığı’na bağlı 150 bin civarındaki Zeravani birliği ise pratikte yine KDP gücü sayılıyor. Çünkü bu birlik, Ulusal Güvenlik Müsteşarı Mesrur Barzani’nin denetiminde. Bu arada Talabani ailesinin ‘özel birlik’i gibi görülen 5 bin kişilik güç ve yine Barzani ailesinin 3 bin kişilik ‘özel kuvvetler’i de KBY’nin sahip olduğu askeri güç içinde yer alıyor.
Denklemde PKK ve YPG de var
Bu tabloya yeni durumla birlikte bir de uluslararası alanda ‘terör örgütü’ olarak tanınan PKK’nin HPG güçleri ve hala statüsü muallakta olan Rojava’nın YPG güçleri katıldı. Sözkonusu güçler yapısal olarak KBY içinde kabul edilmese de fiili olarak hem KDP hem de KYB’nin kontrol ettiği alanlarda IŞİD’e karşı verilen mücadelede varlar.
Dolayısıyla, siyasi angajmanlar ne olursa olsun ortaya çıkan askeri zorunluluklar bu her iki gücün de hesaba katılmasının kaçınılmaz olduğunu gösteriyor.
Kürt birliğine destek dışında fazla seçenek yok
Son tahlilde, mevcut Batı desteğinin ya da yarın öbür gün NATO’yla işbirliğini sağlayacak bir mekanizma oluşturma girişimlerinin Kürdistan’ın bu askeri güç tablosunu nasıl etkileyeceği merak konusu.
ABD Başkanı Barack Obama’nın NATO toplantısında IŞİD’le mücadele çerçevesinde peşmerge güçlerinin desteklenmesine öncelik verileceğini açıklaması, en azından bu parçalı yapının yakın zamanda sona ereceğini düşündürüyor. Zira niyet gerçekten IŞİD’e karşı bir güvenlik çemberi oluşturmaksa ve NATO da dahil olmak üzere Batı bir kara gücüyle IŞİD’e karşı mücadelede yer almayacaksa elde Irak Kürdistanı ve Rojava ölçeğinde Kürtlerin birliğini desteklemek dışında fazla seçenek kalmıyor.
Irak’ın birliği uzun sürmeyecek
Bu bağlamda, ABD Irak’ın bütünlüğünü savunurken ve Irak’ta yeniden siyasal bir birlik oluşturma çabalarını zorlarken, Obama’nın IŞİD’e karşı mücadelede Irak askeri gücü yerine peşmergenin destekleneceğini söylemesi açıklanmaya muhtaç görünüyor.
İlk bakışta çıkarılacak sonuç, ABD’li yetkililerin de altını çizdiği gibi IŞİD’le mücadele uzun zaman alacak bir mesele. Irak’ın birliği ise ne kadar zorlanırsa zorlansın kısa vadede sonlanacak, bunu herkes biliyor. Dolayısıyla, geleceğe dönük bir askeri yatırımın Bağdat’a değil de Hewler’e yapılması tercihi Batı için rasyonel bir seçenek.
Ya Türkiye ve İran?
Peki, bu tablo içinde Kürtlerin birliğine karşı çıkması muhtemel ve Batı için gözden çıkarılması kolay göze alınamayacak iki bölgesel güç Türkiye ve İran ne yapıyor?
Bu sorunun yanıtını resmi açıklamalar ya da diplomatik temaslar üzerinden aramak zor. Zira her iki ülke de Kürtlerle ilişkilerini büyük ölçüde istihbarat araçlarıyla yürütüyor. Onun için de söyledikleriyle yaptıkları çoğu zaman birbirini tutmuyor.
Türkiye için yeni bir durum

İran için bu hep böyleydi demek yanlış olmaz. Ama Türkiye için bu görece yeni bir durum…
Hiç kuşkusuz özellikle 1990’lı yıllarda Türkiye’nin Kürdistan’da yürüttüğü önemli istihbarat faaliyetleri vardı. Ama son tahlilde, Türkiye’nin Kürt ve Kürdistan politikasının izleğini özellikle bölge ülkeleriyle yürüttüğü diplomatik ve resmi ilişkiler oluşturuyordu. Son yıllarda Ortadoğu’da bu izin sürülebileceği Türkiye ile resmi ilişki içinde neredeyse ülke kalmadı. Elçilikler bile bir bir kapandı… Bu durumda Türkiye’nin Ortadoğu’daki muhatapları devlet dışı aktörler ve dolayısıyla bu aktörlerle iletişimi de istihbarat araçlarıyla oldu.
Öte yandan, önce PKK ile müzakerelerin bir MİT operasyonu olarak başlatılması ardından da IŞİD’in Musul Konsolosluğu’nu işgaliyle Türkiye’nin Kürt ve Kürdistan politikası hakkında bir öngörüde bulunmak zorlaştı.
İran Kürtlere ‘ortak’
Günün sonunda, Türkiye ve İran’ın Kürtlerin birliğine nasıl bir tepki vereceğini sahada olup bitene bakarak yanıtlamaya çalışmaktan başka çare yok gibi görünüyor.
Böyle bakıldığında da görünen şimdilik İran’ın IŞİD’e karşı mücadelede Kürtlerle ortaklaştığı. Zira İranlı komutan Kasım Süleymani’nin emrindeki kuvvetler bazen Celewla’da bazen Amerli’de peşmerge güçlerinin yanında karşımıza çıkıyor. Zaten Mesud Barzani de Şengal saldırısı sonrasında kendilerine somut destek sunan ilk ülkenin İran olduğunu açıklamış ve teşekkür etmişti.
Sonuçta İran’ın Kürtlerin birliğini çıkarlarına ters görmesi beklenen bir tutum olsa da, sınırlarını IŞİD’den korumak, Irak Şii bölgesindeki askeri ve siyasi nüfuz alanını pekiştirmek ve Irak ve Suriye’de Sunni nüfusun çevrelenmesini sağlamak için hem Kürtlerin birliğini hem de ABD ile işbirliğini hazmetmeye çalışıyor.
Türkiye ne askeri ne siyasi varlık gösterebiliyor
Türkiye? Sahada ne askeri ne siyasi varlık olarak hissedilmiyor.
Bir kere kimse Türkiye’nin IŞİD’i ‘düşman’ gördüğünü düşünmüyor. Ama Kürtlere ‘dost’ olduğuna da inanmıyor. Çünkü kimse Kürdistan canının derdine düştüğünde Türkiye’den ‘çıt çıkmamış’ olmasını açıklayamıyor.
Elde var bir fotoğraf karesi!

En çok da ’50 yıllık stratejik işbirliği’ne bağlanan umutlar fena hayal kırıklığına neden olmuş görünüyor.
Ama en son noktada ekonomik ilişkileri gözden çıkaramadığı için kimse sesini yükseltmiyor. Bu tablodan da Türkiye’nin Kürtlerin birliğine nasıl baktığına dair bir resim çıkmıyor.
Bu bağlamda, eldeki tek somut resim, NATO zirvesinde ABD Başkanı Obama’yla Türkiye Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı buluşturan kare… Bu kareden bir sonuç çıkarmak ise en azından benim için çok zor…