O vazgeçilmez ilacın aslında fare zehiri olduğunu biliyor musunuz?

DR. ZEYNEP SENA AĞIM

DR. VELİ VURAL USLU

Dr. Zeynep Sena Ağım ve Dr. Veli Vural Uslu bundan böyle popüler bilim yazılarıyla düzenli olarak Diken okuruyla buluşacak. Sorularınız için Instragram’dan ‘senataxin’ ve ‘velivuraluslu’ hesaplarını kullanarak yazarlara ulaşabilirsiniz.

Dünyanın en yaygın kullanılan ilaçları arasında 41’inci sırada bulunan ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından en güvenli ve gerekli ilaçlar listesinde yer alan kimyasalın, aslında bir fare zehri olduğunu biliyor muydunuz?

Fotoğraf: Reuters

İlaçla zehir arasındaki o ince çizgiyi anlatacağımız hikaye, 20’nci yüzyılın başlarında ABD’nin en düz ve sıkıcı, inekler ve mısır tarlalarıyla dolu, yazarımız Dr. Zeynep Sena Ağım’ın da doktorasını yapmış olduğu ortabatı bölgesinde başlıyor.

Hikayemiz, geçimini süt ve süt ürünleriyle kazanan ortabatılı çiftçilerin sürekli ineklerini kanlar içinde ölü bulmasıyla başlıyor.

Yaygın görülmeye başlayan bu durumun nedeninin, bizim kokulu sarı yonca dediğimiz ‘melilotus officinalis’in küflenmiş hali olduğunu anlamaları çok uzun sürmüyor. Ancak 1920’lerin sonunda ABD’de başlayıp dünyaya yayılan ekonomik buhran sebebiyle bölgedeki çiftçilerin kendiliğinden yetişen bu yonca yerine yem alacak parası olmadığı için inekler kanlar içinde ölmeye devam ediyor.

1933 yılının soğuk bir kış günü bir ineğini daha kaybeden Ed Carlson adlı çiftçi, bir Fethiyeli gibi “Yetti gari, tak ediverdi canıma voyn” diyerek ölen ineğini ve 50 kilo sarı yoncayı kamyonetinin kasasına attığı gibi 300 km ötedeki Wisconsin Üniversitesi’ne gidiyor.

Elinde süt güğümüne doldurduğu inek kanıyla kapı kapı dolaşan çiftçiye, biyokimya profesörü Karl Paul Link “Kusura bakma dostum, sana şimdi yardımcı olamam, ama sen bu yonca balyasını ve güğümü buraya bir bırak, biz sana döneriz” diyor.

Güğümünün içindeki kanın pıhtılaşmamış olduğunu gören Karl şaşkınlık içinde başlıyor düşünmeye.

Karl çalışma arkadaşlarını toplayıp onlara sarı yonca hastalığı adını koyduğu bu durumun nedenini bulmalarını istiyor. Tam yedi yıl süren araştırma sonunda meyvelerini veriyor: Karl’ın yanında çalışan iki doktora öğrencisi Harold ve Mark bu küflenen sarı yoncalarda dikümerol (dicoumerol) diye bir kimyasalın bulunduğunu, diğer doktora öğrencisi Charles da bu kimyasalın kanın pıhtılaşmasını engellediğini gösteriyor.

Bu müthiş başarı biraz da şaşkınlık yaratıyor. Çünkü dikümerola çok benzeyen kümerin (coumerin) bitkilerin çoğunda bulunan, 1800’lerin başından beri bilinen, otlar kesilince burnumuza gelen güzel kokunun ta kendisi. Hatta kümerin Fransız parfüm endüstrisinde 1882’de ortaya çıkan, Oscar Wilde’ın da çok sevdiği fougère (bir parfüm) akımının en temel bileşeni.

Günümüzde piyasada bulunan belli başlı erkek parfümlerinin hemen hemen hepsinin formülünde kümerinin izini bulmak mümkün. Ama yoncanın küflenmesine neden olan mantar, bu güzel kokulu kümerini dikümerole çevirip kanın pıhtılaşmasını engelliyor. Bu nedenle taze yoncalar mis gibi kokarken, küflenmiş yoncalar inekleri küt diye öldürüyor.

Karl ve öğrencileri, deneyleri hayvanlarda yaparken, bu maddenin özellikle fare ve sıçanlarda ineklerdeki gibi ölümcül etkilerinin olduğunu görünce, bu kimyasalı sentetik olarak üretmenin yollarını arıyor.

Karl, beklenmedik şekilde bu yolu laboratuvarda değil de kütüphanede buluyor. Alman kimyacılar Anschütz ve Fresenius ne işe yaradığını bilmediği bu dikümerolu, 1903 yılında sentetik olarak üretmiş meğerse ama üstüne hiç gitmemiş. Bizim Karl, krizi fırsata çevirerek bu yolla ürettiği dikümerola ‘warfarin’ adını verip fare zehri olarak piyasaya sürüyor.

1950’lerde Kore Savaşı başlıyor. ABD İkinci Dünya Savaşı’nın bitiminden beş yıl sonra vatandaşlarını yine askere çağırıyor. 1951 yılında, 22 yaşındaki erlerden biri (J. Love) darlanıp intihar etmek için bu fare zehrini içiyor. Ancak durumu erken fark eden revir görevlileri, eri hastaneye sevk ediyor. Burnundan kanlar gelen askere ilk müdahaleyi, kan pıhtılaştırıcı olarak bilinen K vitamini vererek yapıyorlar. Love’ın warfarin kullanarak intihar etmeye çalıştığı ortaya çıkınca, doktorlar diyor ki “Warfarin insanlarda kan pıhtılaşmasıyla ilgili sorunlarda kullanılabilir, sonuçta warfarin hastalara zarar verdiğinde hastalara K vitamini verir durumu düzeltebiliriz.” Böylece 1952’de hastalar üzerinde ilk denemeler benim de bir dönem çalıştığım Mayo Clinic’te yapılıyor.

Her ne kadar sonuçlar çok güzel çıksa da hiçbir hasta fare zehrini kullanmak istemiyor. Warfarin’in piyasa isminin Coumadin olarak değiştirilmesi çok işe yaramıyor, ta ki doktorlar 1955’te kalp krizi geçiren dönemin ABD başkanı Dwight Dr. Eisenhower’a ameliyat sonrası pıhtı oluşmaması için bu ilacı verene kadar.

Eisenhower

Eisenhower’in (Şener Şen’in anlatımıyla taçsız kral Pele, Backenbauer, kaleci Maier, Nadya Komonaççı, Biricik Bardo ve Fenerbahçeli Cemil’in) bu ilacı kullandığını gören hastalar, o tarihten beri çok ciddi sayılabilecek tıbbi müdahalelerde warfarin sayesinde hayatta kalıyor.

Bu ilaçla başlayan kardiyovasküler ilaç patenti furyası ise ABD’nin 1950’lerdeki savaş sonrası altın çağ olarak adlandırılan ekonomik gelişimninin mihenk taşlarından biri oluyor.

Detaylarını aşağıda verdiğimiz yayınlardan bulduğumuz bu hikayenin bir özetini yapmak gerekirse bazen zehir dediğimiz kimyasallar kimi insana ilaç olup hayata bağlıyor. Bazen ise sağlıklı dediğimiz yiyeceklerin ölçüsünü kaçırıp zehirlenebiliyoruz. Önemli olan, bir maddeye ilaç ya da zehir demeden önce bunun nedenini araştırıp hangi koşullarda, hangi dozda ne olarak kullanılabileceğini öğrenmek.

Warfarin örneğinde olduğu gibi çiftçilerden doğa yürüyüşçülerine, herkesin etrafında gördüğünü merak etmesi ve merakını giderebileceği üniversiteler, ziraat odaları, araştırma hastaneleri olması dünyayı daha güzel bir yer haline getirebiliyor, bir kalkınma hareketinin kıvılcımlarından biri olabiliyor.

KİMDİR?

Dr. Zeynep Sena Ağım: Doktorasını ABD’de Purdue Üniversitesi’nde toksikoloji ve sinir bilimi üzerine tamamladı. Şu anda Massachusetts Üniversitesi’nde sinir sistemi hastalıkları üzerine postdoc olarak araştırmalarına devam ediyor. 

Dr. Veli Vural Uslu: Doktora çalışmalarını Almanya’da EMBL Heidelberg’de gelişim ve kanser moleküler genetiği üzerinde yaptı. Şimdi Almanya Neustadt’ta bitki metabolizması ve hastalıkları üzerinde proje lideri olarak çalışıyor. Aynı zamanda Heidelberg Üniversitesi’nde derslere girmektedir.

Kaynaklar

1. Nisar T, Rural Origins of Warfarin (2020) The Lancet Neurology

2. Turin L, Rational Odorant Design (2010) Chemistry and Technology of Flavours and Fragrances, Chapter 11

3. World Health Organisation, WHO model list of essential medicines (2019) Geneva:WHO

4. Ravina E, (2011) The Evolution of Drug Discovery: From Traditional Medicine to Modern Drugs 

5. Stahmann MA, Huebner CF, Link KP (1941) Studies on the hemorrhagic sweet clover disease. V. Identification and synthesis of hemorrhagic agent, Journal of Biological Chemistry

6. Link KP (1959) The Discovery of Dicoumerol and Its Sequels, Circulation

7. Burris RH (1994) Karl Paul Link (1901-1978), Biographical Memoir, National Academy of Sciences. 

8. Nature video (2018) Blood, rats and anticoagulants, YouTube

9. Nature video (2011) The 50-year quest to replace warfarin, YouTube

‘Kime çekti bu çocuk’ sorusuna bilimsel yanıt