Kadınlar plajı bal gibi ayrımcılık!
K

 

mehvesMEHVEŞ EVİN

mehvese@hotmail.com

Siyasette kadın temsili hala bu kadar gerilerde seyreder, kadına şiddet vaka-i adiyeden sayılırken kadının bedenine, örtülü bile olsa kamusal alandaki varlığına yönelik müdahaleleri hiç masum bulmuyorum.

Türkiye’nin en büyük sorunlarından biri, cinsiyet eşitsizliğini gidermek için doğru adımların atılmaması. Aksine kadını devamlı ikinci plana iten, kahkasından nasıl oturup kalkması gerektiğine, devamlı kadını şekillendirmeye çalışan bir zihniyet hakim.

Ve bu zihniyet, tek bir partiye mahsus değil.

‘Pozitif ayrımcılık’ değil, ikiyüzlülük

Fotoğraflar: DHA
Fotoğraflar: DHA

 

Hal böyleyken pıtrak gibi kadınlar plajı açılmasına ‘pozitif ayrımcılık’ değil, olsa olsa ikiyüzlülük denir.

Siyasiler ve aydınlar dahil, her şey taraflı parametreler üzerinden tartışıldığı için kadınlar plajına itiraz etmenin de tek bir ayrımı oluyor: Muhafazakarlar, modernlere karşı… (Burada ‘laik’ kategorisini kullanmayı reddediyorum; muhafazakarın karşıtı değildir laik. Muhafazakar dini anlamda gelenek ve görenekten yana anlamındaysa, karşılığı ‘modern’ olabilir).

Plaj kamusal alandır

Plaj da, park da tıpkı sokak gibi, kamusal bir alan.

Kadın plajı meselesi, her vatandaşın yaşam alanını ilgilendiriyor. Yani ‘erkek gözünden ırak denize girmek isteyen’ kadınlar adına konuşanlar kadar, ailesi ve arkadaşlarıyla basit bir deniz sefası yapmak isteyen her yaştan ve cinsiyetten insanı…

Kadınlar plajını savunanların ezici çoğunluğunun erkek olması ve Antalya’da olduğu gibi, kadınlara fikirleri sorulmadan panellerin örülmesi, zaten plajın aslında ‘kadınlar için’ yapılmadığının kanıtı.

Mesele, giderek daha yaygınlaştırılan ‘biz ve onlar’ ayrımcılığının ve kalıplaşmış din anlayışının topluma dayatılması. Kadınlar plajına karşı çıkanlara kimse bu yüzden cevap veremiyor.

Ne diyorlar? ‘Antalya dünya kenti ve dünyanın dört bir yanından insanlar gelip denize girip çıkabiliyor. Kimse birbirinden rahatsız değildi. Buna neden ihtiyaç duyuldu, anlam verebilmiş değiliz.’

Hanım, kocanı da getirseydin!

kadinlar plajiSorsanız tıpkı ‘RTÜK’e gelen anonim şikayetler’ gibi gerekçeler gösterilir…

Kadınlar plajı fikrinin, kadınlar hamamı mantığına bile yaklaşamadığını, ‘asparagas’ diye aceleyle yalanlanan haberden de anlıyoruz.

Oysa plajın müdürü bizzat anlatmış hadiseyi: Efendim, tesettürlü kadınlar üstsüz iki kadından rahatsız olup şikayet etmiş. Yanlarında ‘erkek’ çocukları varmış, burası çıplaklar kampı değilmiş…

Yahu madem kadınlar kampındasın, bari karışma. Hamamda bile belli bir yaştan sonra erkek çocuklarını getirenlere, “Hanım, hanım, babasını da getireydin!” diye çıkışılır. Demek ki sorun ‘kadın kadına, özgürce denize girmek’ değil… Kendi yaşam anlayışını başkalarına dayatmak.

72 dönümlük plajı, ‘tesettür only’ haline getirmek, yani üstsüzü, mayoluyu dışlamak…

Mayolulara ayrımcılık

kadinlar plaji1Kadınlar plajları ilk açılmaya başladığıda itirazım yoktu. İsteyen, istediği yerde girsin diyordum. Ancak Gökçeada’da şahit olduğum bir olaydan sonra fikrim değişti…

Zaten muhafazakar ailelerin kullandığı Uğurlu plajında, erkekler ‘Kadınlar rahatsız olmasın’ diye panellerle çevirip halk plajını parselliyordu… O plaja gitmek isteyen ‘mayolular’a karşı düşmanca bir tavır gösterildiğinden, yerel halk bile oraya gitmeye korkar olmuştu.

İkinci kırılma, bir oksimoron olan ‘İslamcı feminist’ Hidayet Şefkatli Tuksal’ın bir yazısıydı: “Kadınların ayrı bir mekânda, bedenlerini erkeklere teşhir etme mecburiyeti olmadan denize girme hakkı yok mu?” diyordu.

Yani denize girmek, bedeni erkeklere teşhir etmekle eşdeğerdi ve bizlerin mayolarla dolaşmamız, bir nevi ahlaksızlıktı.

Buna karşılık dindar kadınlar, mahremiyetlerini teşhir etmeyen ‘makbul’ kadınlardı. Şahsen bu düşünce şeklinin, ‘Açık giyinen kadın, tacizi tecavüzü hak eder’e kadar vardığını düşünüyorum.

Bikiniyle haşema kaynaştı

Fotoğraf: DHABizler, çok değil birkaç yıl öncesine kadar farklılıklarımızla bir arada olmayı ve birbirimizi kabullenmeyi konuşmuyor muyduk? Başörtülülerin her alanda, eşit olarak var olma hakkını bu yüzden savunmadık mı?  Son yıllarda Türkiye’nin pek çok plajında haşemalı kadınlar da gönül rahatlığıyla denize girmiyor mu? Peki haşemanın suyu mu çıktı?

Fethiye’nin Belcekız plajına gidin, ya da Gökçeada’da sörf yapılan Kefaloz’a… Bir tarafta bikinililer, bir tarafta haşemalı kadınlar, huzur içinde aynı plajı paylaştıklarını göreceksiniz.

Karma bir plajı ayırdığınız anda, birarada yaşayanları birbirinden koparmış oluyorsunuz. Daha kötüsü, böyle bir ayrımın olması, tıpkı lokantalardaki ‘aile salonu’ uygulaması veya ‘bayan yanı’ dayatması gibi kadınların istese de istemese de kendilerine işaret edilen ‘harem’e gönderilmesi anlamına gelecek.

Gönderilecekler, çünkü çoğunun eşi-babası-ağabeyi-anası öyle uygun görecek. Gidecekler, çünkü toplumda ‘kadınla erkeğin aynı yerde bulunmaması’ bir norm olarak dayatılacak.

Irk ayrımcılığı kadar çirkin

plaj irakliTürkiye’deki dindar kesimler, kendilerini zaman zaman zencilere benzetir.  Madem böyle bir benzetme yapılıyor; o zaman mesela, Güney Afrika Cumhuriyeti’ndeki Durban’da zenciler, bir zamanlar kendilerine yasak olan plajları neden dolduruyor? Niye kimse ‘Bize özel plaj’ demiyor?

Cinsiyet ayrımcılığı, ırk ayrımcılığı kadar çirkin bir şey değil mi?

Bugün tesettürlüler, aşağılanmadan, hor görülmeden başkalarıyla aynı plajı paylaşabiliyor, aynı mekanlara gidip okullarda eşit muamele görüyorsa, bunu tersine çevirmeye çalışmak neden?

Madem kazanılmış bir ‘hak’ söz konusu, neden şimdi din adına yapılan toplum mühendisliğine boyun eğsinler?

Sokakları, parkları da ayırmak okey mi?

Kadın plajlarını savunmakla, okulların zorla imam hatipleştirilmesini savunmak arasında pek fark yok.

İkisinin de temelinde kadın ve erkeği kamusal alanda birbirinden ayırmak, koparmak ve ‘yeni’ devletin uygun gördüğü dini yaşam biçimini dayatmak var.

Kadınlara ‘özel’ plajların çoğalması, özgürlük değildir. Sadece muhafazakar kadınların değil, kadın-erkek herkesin özgürlüğünü sınırlamaktır.

Eğer özgürlük bu olsaydı, Suudi Arabistan’dan İran’a, şeriatla yönetilen ülkelerden Türkiye’ye turist akın etmezdi.

Kadınlar plajına ‘he’ dedikten sonra sıra herhalde ‘kadınlar otobüsü’ne gelecek. Oldu olacak sokakları parkları da parselleyin, adına ‘pozitif ayrımcılık’ dersiniz!

Özgürlükleri geri kazanmak zordur

Kazanılmış haklar ve özgürlüklerden geri adım atmak kolay görünebilir. Halbuki özgürlükleri geri kazanmak, tahmin edemeyeceğiniz kadar zor.

Son olarak; her güzel plaj ve koy özele satılırken halkın yararlanabileceği plajların ne kadar kısıtlandığını hatırlatayım. Kadınlar plajını savunmadan önce, özelleştirilen, önemli şahsiyetler için kapatılan plajlara karşı durun.