
H. AYHAN TİNİN
Sanat da var / Tiyatro
insanatinart@gmail.com
Lafı uzatmadan! “Tiyatro seyirciye ayna tutar” denir ya… ‘Hipokrat’ oyunu yazarıyla, oyuncularıyla ve yönetmeniyle tam da bunu yapıyor.
Öyle sözü evirip çevirmeden. Sahnede uzun boşluklar, gereksiz hazırlık cümleleri, dolaylı anlatımlar yok. Mesajlar açık, ifadeler de oyunculuk da çok net.
Oyun Canan Ergüder’in sahneye gelmesiyle çok yüksek bir enerji ve tempodan başlıyor, Kenan Ece’nin de katılımıyla bir basamak daha yukarı tırmanıyor ve hiç düşmeden finale erişiyor.
Erdi Işık çok güçlü bir metin yazmış. Yönetmen Kayhan Berkin de bu metnin hakkını vermiş.
Cinnet geçirmeye başlayan bir toplumda değerler ve duygular ne kadar insani kalabilir? Oyun bu çok temel sorunun arayış yolculuğu gibi…
Yok.. öyle kolayına kaçıp “Biz adam olmayız” diye başlamayacağım!
Çünkü ben de ne olduğunu anlamıyorum bile…
Her gün yeniden açılan cepheler… Bugün linç edilecekler listesi… Yarın sevgi gösterilecek ve yakın durulacakların ön hazırlığı… Hemen şimdi karalanıp yok edilecekler… Yeni düşmanlar… Eski düşmanlar… Düşmanken dost, dostken düşman olanlar… Kimden daha çok nefret edeceğiz soruları… Sorgulamadan direkt nefret kotasını dolduranlar… İç korkularıyla toplumdan onay almaya çalışanlar… Alamadıkları onayı bedel ödeyerek almaya hazır olanlar… Başarı kavramını sayısal sorulardaki net adedine bağlayanlar…
İçiniz sıkıldı değil mi? Benim de içim sıkılıyor ve dehşetle ürperiyorum!
Peki ya böylesine distopik bir ortamda, antik çağlardan bugüne kadar dipdiri gelen bir yeminle başlayan evrensel bir mesleğiniz varsa? Doktorluk! Duygusal olarak ve vicdanen nasıl ayakta kalacaksınız?
‘Hipokrat’ oyunu tek perde, 80 dakikada bunları sorguluyor ve bize de sorgulatıyor.
Yalnızca bunu değil tabii… Gündelik hayatımızın küçük, insani zaaflarına da dokunmadan geçmiyor. Daha üniversite giriş sınavlarının sonuçlarından başlayarak, sosyal ortamlarda ayrıcalıklı bir yere konulan doktorların da aslında normal insanlar gibi; evde kalmaktan korktuklarını, bir ilişkiye doğru biçimde başlayabilmek için ellerinin ayaklarının dolaştığını, kimi zaman karşı cinsin en zayıf tarafları olabileceğini, korktuklarını, kaygılandıklarını, kendilerini çaresiz hissettikleri anlarda sığınma ihtiyaçlarını ve daha benzer bir çok labirentlerin içinden geçerek yaşadıklarını; çok güçlü bir biçimde gösteriyor oyun metni…
Gündelik ve gerçek hayatlarımıza bu kadar dokunduğu için de iki oyuncu ve oyunun görünmeyen ekibi, finalde çok güçlü alkış alıyor.
‘Hipokrat’, içinizin iyice karmakarışık olduğu, iyilik duygularınızın sürekli örselendiği, doğruyla yanlışın durmaksızın birbirine karışıp örselendiği, önyargılarınızın farkında olmadan mimiklerinize kadar sizi kuşattığı günümüz dünyasında size ezberlerinizi sorgulatacak bir oyun.
Belki de düşünce, inanış ve ön kabullerinizi yeniden sorgulamanızı sağlayacak.
Ne karar vereceğiniz vicdanınıza bağlı…
Yeter ki vicdanınızın sesini duyacak kadar gündelik zaaflarınızdan sıyrılıp, yavaşlayın.
Yoksa eş adayı olarak Stanford master’lı birini bulmak, köpeğimizi hava almak için çıkartmaya özen göstermek, Suriyelilere saydırıp, kadın düşmanlarını sosyal medyada linç ederek kadın sorununu çözmeye çalışmak, hiçbirimizi iyi ve vicdanlı ve sorumlu bir insan yapmayacak sanırım…
Bir gün oyundaki Yeşim Doğan ya da Furkan Şenocak karakterleri gibi hayatımız önyargılarımızda yer alan unsurlardan birine değecek hem onunla hem de kendimizle yüzleşeceğiz.
‘Hipokrat’ı seyredin, düşünecek çok şeyiniz olacak!