SERDAR BAPOĞLU*
Kumburgaz’da denize açıldıktan sonra bir daha haber alınamayan beş kişi için ortalık toz duman. Konunun tarafları arasında kelimenin tam anlamıyla ‘top çevrilirken’ işin özü gözden kaçıyor.
Atlanan ilk nokta şu: Deniz bisikleti bir ‘deniz taşıtı’ değil, sadece kıyıya yakın alanlarda kullanılabilecek bir ‘deniz oyuncağı.’
Asıl cevaplanması gereken sorular
Asıl cevap aranması gereken sorular ise şunlar:
1. En çok dört -bazı tiplerde iki- kişinin binebileceği deniz bisikletine, kiralayan kişi tarafından beş kişinin binmesine nasıl izin verildi?
2. O gün İstanbul’da olumsuz hava koşulları beklendiğine ilişkin meteorolojik uyarı yapılmışke bu kişilerin denize çıkmalarına nasıl göz yumuldu?.
3. Kıyıya yakın bir bantta dolaşması gereken deniz bisikletinin uzaklaşmasına kimse neden ses çıkarmadı ve engel olmadı?
Vurdumduymazlığı yansıtan bu basit ayrıntılar, facianın göz göre göre gelmesine zemin hazırladı.
Hazırlıksızlığımız bir kez daha ortaya çıktı
‘Beklenmedik’ durumlara karşı ne denli hazırlıksız olduğumuzun örnekleri bu olayda adeta peş peşe sıralandı.
Sahil Güvenlik’in açıklaması aslında doğru. Solas 74’e göre (Denizde Can Güvenliği Uluslararası Sözleşmesi 1974), denizde yardıma ihtiyaç duyan kişilere koşulsuz müdahale edilmesi gerekiyor.
Ne var ki kaptan bugün ortaya çıkan ses kaydında, ‘denizde kimseyi görmediğini’ net bir şekilde ifade ediyor.
… Ama kaptanın davranışı da doğru
Bu durumda sertleyen havada kaptanın durumu ‘ilgililere’ bildirdikten sonra gelecek talimatlara göre davranması esas… Zira taşıdığı 450 yolcunun güvenliği de ona emanet.
Denizdeki kişileri görebilseydi eğer, yanlarına gidip can salı veya can simidi atarak ön müdahalede bulunabilirdi. ‘Görmemiş’ olması sahayı taraması anlamına geliyor ki kaptanın yolcuları düşünerek bu sorumluluğu üstlenmeme kararı doğru.
‘Yanlış’ giden şeyler
Ama ‘yanlış’ giden bir şeyler var…
Ortaya çıkan ses kaydına göre Kemal Reis 5, durumu bildirmek için Sektör Marmara’ya defalarca çağrı yapıyor. Cevap yok Ardından Sektör Kadıköy’e çağrı yapıyor ama o mesafeden zaten Kadıköy’ün duymasına da olanak yok…
Kaptanın hatası telsiz başında
Kaptanın buradaki hatası, Sahil Güvenlik’e doğrudan çağrı yapmamış olması ve Sektör Marmara’yı ararken de çağrısında ‘tehlike kodu’nu kullanmamış olması. Eğer ‘mayday.. mayday’ veya ‘pan pan’ ekiyle çağrı yapmış olsaydı kanalı dinleyenler de dikkat kesilecekti.
Sonunda devreye giren Sektör Marmara, önce olayı kavramakta hayli zorlanıyor. Önce deniz otobüsünün tehlikede olduğunu sanıyor. Sonradan ayıyor ve ilgisiz bir sesle, “Mesajınız alınmıştır” diyor…
Kurtarmada esas hızlı
Sektör’ün İDO’nun çağrısını neden duymadığı ayrı bir soru işareti… ‘Duyduktan’ sonra ne yaptığını da bilmiyoruz…
Oysa durum derhal Sahil Güvenlik Komutanlığı’na bildirilmeli, Sahil Güvenlik de ‘hava destekli’ arama kurtarma operasyonunu başlatmalıydı.
Sorumlu herkes
Özetle, bu olayda tek bir sorumlu aranmasına gerek yok. İşin içinde olanlar bir şekilde üzerlerine düşen görevi tam olarak yapmamış. Herkes suçlayacak birini arama sevdasına düşmüş.
Birileri de ‘bir şeyler yapıyor görünmek için’ sahildeki deniz bisikletlerini toplamıştır.
Şimdi önümüzdeki facialara bakalım!
*Gazeteci, turksail.com Genel Yayın Yönetmeni