Sofrada aşk vardı, muhabbette tat

H. AYHAN TİNİN

Sanat da var / Etkinlik-Mekan

insanatinart@gmail.com

Eski sofraların geri dönüşü mü?

Yemek kültürümüz önce 1986 yılında Taksim’de açılan ünlü fast-food şirketiyle kalbine bir bıçak darbesi yemişti.

Ne de olsa 12 Eylül 1980 gelmiş. 24 Ocak kararları, Türkiye’yi serbest pazar ekonomisi adı altında, liberalizmin füme rengi belirsizliğine sürüklemek için daha uygun bir zemin bulmuştu. 

Geniş ailelerin oturduğu dört odalı, sofalı, taşlıklı evler yerlerini apartman dairelerine ve çekirdek ailelerin karı-koca çalıştığı yeni bir düzene doğru bırakıyordu.

Birkaç 10 yıl içinde, ailelerin birlikte kalabalık masalara oturduğu, günün mütalaasının yapıldığı, üç çeşit yemekli akşam sofraları, televizyon önünde evdeki en fazla üç kişinin ayrı ayrı elinde tepsiyle yemek yerken maç ya da diziye baktığı zamanlar haline dönüştü.

Sonra en pahalı İtalyan markalarıyla kotarılan, fakat üzerinde bir tavuk suyu şehriye çorbasının bile lezzetiyle pişirilemeyen, 2000’li yılların ev mutfaklarıyla tanıştık. Mutfağın dergilerdeki resimlere benzemesi yeterliydi ama içi boşalmıştı. Yemek kültürü uçup gitmişti. Böreğin de balığın da pişirilmişi, hazırı satılıyordu artık. 

Lokantalar ‘restaurant’lara, meyhane muhabbetleri klarnet curcunasına ya da bilgisayardan çalan DJ yapaylığına karıştı.

Ancak son yıllarda ilginç ve sevinilesi bir eğilim var. Akıllı ev/iş kadınları, bazen birleşip bazen tek başlarına, büyük bir cesaretle özel yemek mekanları kuruyorlar.

Lezzetli menüleri, Türk ve dünya mutfağının zenginlikleri, hoş dekorasyonları, gürültüsüz patırtısız keyifli müzikler eşliğinde, yemek yerken muhabbet edilen sofralar bunlar…

Neden ‘söyleşi’ ya da ‘konuşma’ değil de ‘muhabbet’? Arapça kökenli bir kelimedir, doğru. Ancak içinde dost olma, sevgi besleme, ahbap olabilmek çağrışımlı anlamlar taşır da o yüzden ‘karşılıklı konuşmak’tan farklı, daha derin ve gönül bağı içeren bir şeydir…

Geçtiğimiz günlerde artık unutulmuş sofralara ve muhabbetlere ev sahipliği yapan ‘SG İmalathane’deydik. Sofranın başında değerli yazar ve entelektüel Kürşat Başar oturuyor ve muhabbeti yönlendiriyordu. ‘SG İmalathane’nin kurucusu ve ruhunun yaratıcısı Selda hanım hemen sağ tarafındaydı. Birbirini hiç tanımayan yaklaşık yirmi kadar konuk olarak, bizler de masaya dağılmış durumdaydık.

Kürşat Başar’la ‘Sohbetli Sofralar’ programı yaklaşık birinci yılını dolduruyordu. Hani ne denir, adeta doğum günü pastası kestik. 

Sofranın konusu “Nedir şu aşk dedikleri?” olarak belirlenmişti. 

Tabii ki, masanın başında Kürşat Başar oturunca; 10’dan fazla kitabında aşkı en naif, en kırılgan, çoğu kez acı, bazen kimsenin fark etmediği ayrıntılar üzerinden anlatan bir yazar-müzik insanının yönlendirmesiyle, konuşmalar rengarenk bir zenginliğe büründü. Yıllarca televizyon programlarında benzersiz sofra sohbetlerinin mimarı olan Kürşat Başar, bu samimi sofrada yazar, avukat, doktor, tiyatrocu, yayıncı farklı meslek gruplarından insanları zengin bir sohbetin paydaşları yapma başarısını yine gösterdi.

Değişik sosyokültürel katmanlardan gelen misafirlerle kayganadan tuzda levreğe, bebek ıspanaklı incirli salatadan kuru kaymaklı ayva tatlısına uzanan mükemmel lezzetleri tadarak sohbet etme olanağı yakaladık.

Ama ne muhabbet! Kırk yıllık dost gibi samimiyetle, bazen ayağa kalkıp şiirler okuyarak, bazen kişisel tarihinden örnekler vererek, bazen de sosyologların ve psikologların bilimsel saptamalarına dokunarak fakat en önemlisi kimse kimseyi yargılamadan, anlayışla karşılayarak doyumsuz bir gece yaşadık.

Gecenin ve ‘SG İmalathane’nin mimarı Selda Güleç, aslında öğretmen. Ancak aklına evinde kurduğu sofraları ve sohbet ortamlarını daha geniş bir kitleye ulaştırma aşkı düşünce, hayalini gerçekleştirmiş. Yeme içmenin, karın doyurmaktan fazla bir şey olduğunun bilinciyle; yerel ve mevsimsel malzemeler kullanarak, bedeni beslerken ruhu da kültür ve sanatla doyurarak, bütüne hizmet etmek, sevgi ve paylaşımlarla yüklü anlar biriktirmek için çıkmış yola…

Dünyadaki slow-food akımının da üyelerinden. Bu yaptığı yetmemiş ilk dükkanına yakın bir yer daha bulmuş eskiden mahallenin kömürlüğü olan; onu da değişik ve anlamlı bir dekorasyon ile hizmete açmış. Adı zaten üzerindeymiş ‘Kömürlük’!

Yemek atölyelerinden muhabbetli sofralara, özel günlerinizde özel dostlarınıza vereceğiniz özenli davetlere açık yepyeni bir mekan burası… Daha da önemlisi unuttuğumuz lezzetleri ve dost meclislerini tekrar anımsatıyor bize, neredeyse hayatımızın rutini olmuş sus-pus akşam yemeklerinden sonra hepinize iyi gelecek.