MERT YILDIZ
mertyldz@gmail.com / Twitter: @my2048
Gerçek Robin Hood’un ekonomi politikalarını tam olarak bilemeyiz ama ‘bizim Robin Hood’ için naçizane bir öğüt: üreten zenginden çalıp üretmeyen fakire dağıtmak, uzun vadede fakiri de zengini de fakirleştirir…
‘Robin Hood’, cumhurbaşkanı seçilince yine balkona çıkıp bir konuşma yaptı. Son kullanma tarihi geçmiş başarıları kendi başarısı gibi gösterdi.
Alkışlarla halkı selamlarken ‘Robin Hood’un farkında olmadığı şey, bu başarıların elde edilmesini sağlayan üreten kesimin artık Robin Hood’a oy vermeyen kesim olmasıydı. Bindiği dalı kesiyordu Robin…
Sefahat dönemi…
Aslında başta her şey iyidi (2002 – 2007)… Yeni iktidar mensuplarının, seleflerinden devraldıkları politikalarda bir değişikliğe gitmeyerek toplumun her kesiminin zenginleşmesini sağladığı bir dönem yaşadık.
Üretmeyi bilen, bilmeyip de öğrenmek isteyen herkesin katılımıyla ekonomi büyüyordu. Elbette yine üretenden üretmeyene bir para akımı vardı ama üreten kesim zenginleştiği için çok sorun etmiyordu bunu.
2007 seçiminde üreten kesimin çoğu bu dönemin mimarına (Kemal Derviş) değil, mirasyedisine (‘Robin Hood’) oy verdi.

Erdoğan dönemi
Sonra herşey sabitti (2008 – 2013)… ‘Robin Hood’ bu dönemde kendine ve ‘çete’sine çalışmaya başladı. Kamunun en değerli şirketlerini özelleştirdi, üst düzey pozisyonlara kendi elemanlarını koydu. Bu elemanları tanımayan okumuş kesim iyi iş bulamıyordu.
Yargıyı devraldı ve haklıyı haksız, haksızı haklı yaptı. Maliye bakanlığını bir polis teşkilatına dönüştürdü. İstediğini yapmayan üreten kesime vergi yükü getirdi veya getirmekle tehdit etti.
Yüzde 20’lik üreten kesimi dışlamaya, yabancılaştırmaya çalıştı. Onlara çapulcu dedi, monşer dedi, yahudi, Ermeni, ateist dedi.
Güç yüzde 50’deyken, ne gerek vardı okumaya, calışmaya?

Bu dönemde üreten kesim de katma değer yaratmakta zorlanmaya başladı. Üretimi artırmak için daha kalifiye işgücüne ihtiyaç vardı. Ama üretmeyen kesim halinden memnundu.
‘Robin Hood’ yüzde 20’den topladığı vergilerle yüzde 50’nin eline nakit para tutuşturuyordu, kömür veriyordu, buzdolabı veriyordu. Yüzde 50’yi milli irade, kalanı ise milli düşman ilan ediyordu.

Gerileme dönemi
Sonra herşey kötüye gitmeye başladı (2014 – ????)… Artık üretenin katma değeriyle bütün nüfusu geçindirmek zorlaşıyordu. Büyüme düşüyor ama nüfus artışı devam ediyordu. Her yıl işgücüne 700 bin genç katılıyordu. Düşük büyümeyle bu nüfusa iş bulmak zorlaşıyordu.

Yanlış politikalar ve geciken reformlar yüzünden işsiz ordusu günden güne büyüyordu. Oy almak için bu kesime yapılan yardımlar devam ediyordu.
Borçlandıkça borçlanıyorduk.
Kamudan borç olmazsa, bankalardan borçlanıyorduk. Varlıklı kesimin mevduatları, düşük gelirli kesimin tüketimi için krediye dönüşüyordu. Ama gün geldi borç ödenemez hale geldi. Yapılan yardımlara bir son verilmek zorunda kalındı.
‘Robin Hood’ların hazin sonu…
Katma değeri düşük yüzde 50’yi arkasına alıp kalanı yabancılaştıran ‘Robin Hood’ların sonu üç aşağı beş yukarı aynıdır. Kendisine tapan yüzde 50 bir sabah uyanıp kömürü bulamayınca saraya yürür. Etrafı yakar yıkar, ‘Robin Hood’u alaşağı eder.
Roma İmparatorluğu’nun Gracchi kardeşleri, Fransa’nın Robespierre’i, Arjantin’in Peron’u, modern zamanda İtalya’nın Berlusconi’si, Mısır’ın Hüsnü Mübarek’i, Tunus’un Ben Ali’si…
Hepsinin ipini çeken kendi yakın çevresi veya yüzde 50’siydi.
‘Robin Hood’ ve devletin görevi
Kamu bütçesi elbette dağıtıcı ve eşitlikçi olmalı. Elbette zenginden alınan vergiler düşük gelirli kesim için kullanılmalı. Ama onlara nakit yardım yaparak değil. Üretken olmalarını sağlamak için okul, üniversite, hastane yaparak. Yapılmış okulların eğitim kalitesini arttırarak.
Bir insana karşılıksız (veya oy karşılığında) para verirseniz, para bitinceye kadar, karşılıksız iş verirseniz işi bitinceye kadar size tapar.
O insanı eğitip kendi ayakları üzerinde durmasını sağlarsanız, size hiçbir zaman tapmaz. Ama hep sayar.
Sonunda Çin’lilerin dediğine geliyoruz… Fakir bir adama yardım etmek istiyorsan, ona pirinç vermek yerine balık tutmayı öğret. Ülkeler ancak bu şekilde kalkınır.
