Gerçekten de IŞİD, Suriye ve Irak’ta rejimlerin dışladığı Sünni Arapların memnuniyetsizliklerini kendi lehine çevirmeyi becerebilen bir örgüt. Ama olay tabii ki bundan ibaret değil. IŞİD’de Kürtlerin (Türkiye’den katılanlar da dahil) ve az da olsa Türkmenlerin olduğu biliniyor. Fakat bu örgütün saflarında Irak ve Suriye vatandaşı olmayan çok sayıda kişi var. Bunların bir kısmının dünyanın dört bir tarafında savaşarak profesyonelleştikleri de malum. Nitekim IŞİD, sadece Irak ve Suriye’nin bazı bölümlerini kapsayan bir “İslam devleti” kurmakla kalmadı “hilafet” de ilan etti. Bu da örgütün küresel bir derdi olduğunu ve muhtemelen El Kaide’nin tahtına oturmayı hedeflediğini gösteriyor.
IŞİD’i anlamak için İslamcılığın dünya çağında yaşadığı sorunlar, geleneksel İslami hareketlerin açmaz ve krizler, El Kaide’nin belli bir aşamadan sonra neden tıkandı ve IŞİD’in bütün bunların ortasında, nasıl yeni bir cazibe merkezi haline gelebildiği üzerine kafa yormak gerekiyor.
Buna bağlı olarak dünyanın dört bir köşesinden Suriye ve Irak’a savaşmaya (ve ölmeye) koşan gençleri anlamak da elzem. Bunun için, gerek herbirinin ayrı hikayelerine, gerekse bazı müşterek noktalarına ve farklılıklarına bakmak gerekir. Acaba bugün IŞİD’e katılanlarla dün El Kaide’ye katılanların motivasyonları arasında belirgin farklar var mı? Varsa bunlar neden kaynaklanıyor. Onu küçümseyerek, ciddiye almayarak, IŞİD’e asıl dinamizmi veren noktaları anlamaya çalışmayı reddederek, asla kanıtlanamayacak “derin” stratejik ilişkiler üzerinde kafa yormaya devam etmenin faturası çok ağır olur.