Hepimiz oradan geldik… Çocukluk ülkesinden… Koşullar farklıydı, coğrafyamız, tarihimiz, çevremiz, düşüncelerimiz, duyarlılığımız, özlemlerimiz, düşlerimiz farklıydı. Ama başlangıçta geldiğimiz yer orası: Hayal dünyamızın sınır tanımadığı çocukluğumuz… Sonra her birimiz farklı yollara saptık, saptırıldık… Kimimiz daha çabuk, kimimiz daha yavaş unuttuk o ülkeyi. Katil olduk, bankacı ya da sayman olduk, sihirbaz, amele, politikacı olduk, bilge ya da serseri olduk… Sonra… Sonra…
Sonra büyüdükçe özgürlüğümüz kısıtlandı. Karşılaştığımız gerçekler düş gücümüzü sınırladı. İçgüdülerimiz baskı altına alındı.
“Oysa ‘Kalemlerimi bana geri ver’ diyen çocuğun içimizdeki sesine kulak verebilsek… Bu sergiyle belki de o sese kulak verebiliriz” diyor Ömer Koç… Ve işte o zaman belki de çocukluğumuzdaki gibi ‘olanaksız’ sözcüğünün anlam taşımadığına yeniden inanabilir, olmazı olur kılabiliriz…
Bunları bana söyleten, Abdülmecid Efendi Köşkü’nde, 16. İstanbul Bienali kapsamındaki ‘İçimdeki Çocuk’ sergisi.