Ya halka gerçekleri anlatın ya da gevezeliği bırakın
Y

NURAY MERT sonNURAY MERT 

Seçim öncesi tahmin ve yorumlardan ziyade seçim sonrası tahliller daha önemlidir. Bize siyasi ve toplumsal tabloyla ilgili son derece önemli ipuçları verirler.

Ama bu konuda çok aceleciyiz. Her şeyden önce daha seçim sonuçları açıklanmaya devam etmekteyken yorum yapmaya başlıyoruz veya yorum yapmamız bekleniyor. Televizyon programlarında yorumculardan kurtulup seçim sonucunu izlemek bile mesele oluyor.  Yorumcuysanız oradan oraya koşmaktan neredeyse sonuçları izleyemez oluyorsunuz.

Önce saha temizliği yapalım

Hemen ardından, yine aynı şey, herkes yorum yapmakta birbiriyle yarışıyor. Oysa biraz daha sakin olup daha derinlikli değerlendirmeler yapmak gerek diye düşünüyorum. O nedenle ben, seçim sonuçlarını yorumlamaya başlamadan önce yine bir saha temizliği yapalım diyorum.

AKP ve Erdoğan bezginliği

Öncelikle, Erdoğan’ın beklediğinden daha az oy aldığı doğru, ama bu sonucu nasıl okuyup değerlendireceği henüz belli değil. Birkaç gün sabredersek daha net bir tablo görebileceğiz.

Diğer taraftan, daha siyasete yeni girmiş ve kendisini destekleyen partilerin tabanıyla birebir örtüştüğü söylenemeyecek Ekmeleddin İhsanoğlu’nun, üstelik bu kadar kötü bir kampanya sürecine rağmen ulaştığı oy oranı takdire şayan.

Bu oy oranını yakalamasında İhsanoğlu’nun çizdiği uzlaşmacı, edepli, seviyeli kişilik tablosunun rolü tabii ki var. Ama bunun ötesinde Türkiye’nin AKP ve Erdoğan bezginliğinin de etkisi var.

Olanları artık ‘kutuplaşma’yla izah etmek yetmiyor

HDP’nin son derece başarılı bir sonuç almasında Demirtaş’ın rolü büyük. Ama partinin geleceğine dair siyaset rotasına hakkında hızlı sonuçlar çıkarmaktan kaçınmakta fayda var diye düşünüyorum.

Son olarak, Türkiye’de olanları artık ‘kutuplaşma’yla izah etmek yeterli olmamaya başladı. İhsanoğlu’nun ve Demirtaş’ın aldığı oyları sadece kutuplaşma oyu olarak görmek son tabloyu anlamak açısından eksik olur.

Muhalefetin yok da iktidar partisinin vizyonu mu var?

Şimdilik bu başlıkları derinleştirmeyi ileriye bırakıp genelgeçer bazı yorumlara biraz yakından bakmayı öneriyorum.

Bu genelgeçer kabullerden birincisi, ana muhalefetin bir gelecek vizyonu olmadığı için başarısız olduğu iddiası.

Ana muhalefetin de, HDP dışındaki tüm muhalefet çevrelerinin de, bir gelecek vizyonu olmadığı ve bunun siyasi başarısızlıklarında ciddi bir rolü olduğu doğru.

Ama doğrusunu söylemek gerekirse, iktidar partisinin de ciddi bir gelecek vizyonu olup olmadığını, özellikle de geldiğimiz noktada tartışmaya açmakta fayda var.

Hani daha demokratik Türkiye?

Muhalefet nasıl söylemini iktidar karşıtlığına indirgemişse aslında iktidar partisi de söylemini kendinden olmayanlara karşıtlık üzerine kurgulamış değil mi?

Son zamanlarda bu karşıtlık, doğrudan CHP ve onun tarihine saldırıya dönmüş vaziyette değil mi? Şimdilerde, iş daha da ileri gitmiş ve ‘paralel devlet veya yapıyla savaş’ söylemine dönmüş değil mi?

AKP’nin ilk dönemlerindeki daha demokratik Türkiye vizyonu çoktan terk edilmiş değil mi?

Dahası, AKP’nin gelecek vizyonu artık demokratik siyaset çerçevesinin çok ötesinde, ‘tarihi bir revizyon’ yani devrimci bir değişim önerisine dönmüş değil mi? Devrimci bir değişim peşinde koşan bir siyasi partinin demokratik siyaset açısından olumlu bir vizyona sahip olduğunu söylemek mümkün mü?

Herkes devrimci olduysa o başka tabii!

Bize düşen iktidarın olumsuzluklarını da sorgulamak değil mi?

Oysa durum bu değil.

Hepimiz biliyoruz ki birçok nedenle iktidarın kusurlarını görmezden gelmek artık yadırganır olmaktan çıktı. Herkes bir şekilde bu gidişe ayak uydurarak yol alıyor. Habire muhalefetin eksikliklerinden, olumsuzluklarından bahsediyor.

Bu eksiklikler zaten muhalafeti başarısız kılıyor, bu yetmez mi? Bunun ötesinde bize düşen, iktidarın olumsuzluklarını da en az muhalafetinkiler kadar görmek, sorgulamak değil mi? Böyle yapmazsak, ciddi bir siyasi tahlil yapıyor olabilir miyiz?

Bunlar cevaplanmaya muhtaç sorular.

Memlekette muhalafet yapacak alan kaldı mı?

İkincisi, muhalefet çevrelerinin beceriksiz, basiretsiz vs. olması bir vakıa ama, velev ki öyle olmasın, bu memlekette muhalafet yapacak alan kaldı mı? Muhalefet partilerden ibaret değil mi? Toplumsal muhalefetin tüm alanları sindirilmiş değil mi?

Bırakın siyasal-toplumsal örgütlenme ve ifade özgürlüğünü, medyanın bunca baskı altında olduğu bir ülkede, hakkıyla siyaset tartışması yapmak bile imkansız hale gelmiş. Mevcut baskılar yetmiyormuş gibi, Başbakan televizyonda sıradan bir yorum yapan gazeteciyi bile halka yuhalatıyor.

Var mı Türkiye’nin gerçeklerinden bahsedecek babayiğit?

Birçok yorumcunun dilinden düşmüyor muhalefet partilerinin kampanyalarının kötülüğü vs. Bırakın muhalefet partilerinin kampanyasının, vizyonunun kötülüğünü, var mı Türkiye’nin gerçeklerinden bahsedecek babayiğit? Yoksa, kusura bakmayın ama tüm söyledikleriniz bir sansür rejimine en azından göz yummak, onu mevzu etmekten uzak tutmak ve nihayet o sansür rejiminin devamını sağlamaktan başka nedir?

Dahası, geveze yorumlarınız hangi gerçekleri ne kadar yansıtabilir ki? Bu koşullar altında sahiden seçimleri hakkıyla yorumlayabildiğinizi mi sanıyorsunuz?

Düşündüklerini çekinmeden söyleyenlere ihtiyacımız var

Her an nedensiz bir sevinç içinde gibi görünen ve gözlerini kırpıştıra kırpıştıra anlatmaya doyamayan kamuoyu araştırmacısı arkadaş gibiler bu tür rejimlerin, bu tür dönemlerin vazgeçilmezleridir.

Ama Türkiye’deki siyasal-toplumsal tabloyu anlamak için daha ciddi, daha derinlikli tahlillere ve en önemlisi, düşündüklerini çekinmeden söyleyenlere ihtiyacımız var. Yoksa hepsi gevezelik olarak kalmaya mahkum.